a purple little little lady



“Seninle oynayamam” dedi tilki, “ ben evcil bir hayvan değilim.”
“Buna çok üzüldüm” dedi küçük prens. Ama biraz düşündükten sonra: ”Evcil ne demek?” diye sordu.
“Anladığım kadarıyla burada yaşamıyorsun” dedi tilki, “kimi arıyorsun?”
“İnsanları arıyorum,” dedi küçük prens, “ peki ama ‘evcil’ ne demek?”
“İnsanlar,” dedi tilki, “tüfeklerle dolaşırlar ve avlanırlar. Tam bir baş belasıdırlar. Bir de tavuk yetiştirirler. Tüm işleri bundan ibarettir. Sen de mi tavuk arıyorsun?”
“Hayır, ben arkadaş arıyorum. Ama ‘evcil’ ne demek?”
“Bu pek sık unutulan bir şeydir. ‘Bağ kurmak’ anlamına gelir.”
“Bağ kurmak mı?”

....

“Senden rica ediyorum. Lütfen beni evcilleştir!” dedi.
“Elbette” dedi küçük prens. “Ama pek fazla vaktim yok. Yeni arkadaşlar edinmem ve birçok şeyi anlayabilmem gerekiyor.”
“Sadece evcilleştirdiğin kişiyi anlayabilirsin” dedi tilki. “İnsanlarınsa hiçbir şeyi anlayacak vakitleri yoktur. Her şeyi dükkandan hazır alırlar. Ve arkadaşlar dükkanlarda satılmadığı için de, hiç arkadaşları olmaz. Eğer bir arkadaşın olsun istiyorsan, evcilleştir beni!”
“Ne yapmam gerekiyor peki?” diye sordu küçük prens.
“Çok sabırlı olman gerekiyor. Önce çimenlerin üstüne, biraz uzağıma oturmalısın. Ben gözümün ucuyla seni izleyeceğim, sen hiçbir şey söylemeyeceksin. Sözcükler yanlış anlamalara neden olurlar. Ama her gün, biraz daha yakına gelebilirsin.”
Ertesi gün küçük prens yine geldi.
“Her gün aynı saatte gelmelisin” dedi tilki. “Örneğin öğleden sonra saat dörtte gelirsen, ben saat üçte kendimi mutlu hissetmeye başlarım. Zaman ilerledikçe de daha mutlu olurum. Saat dörtte endişelenmeye ve üzülmeye başlarım. Mutluluğun bedelini öğrenirim.

...

Böylelikle küçük prens tilkiyi evcilleştirdi. Ve ayrılma vakti geldiğinde “Ah! Sanırım ağlayacağım” dedi tilki.
“Bu senin hatan” dedi küçük prens. “Ben sana zarar vermek istemedim. Seni evcilleştirmemi sen istedim.
“Doğru, haklısın” dedi tilki.
“Ama ağlayacağını söyledin!”
“Evet, öyle.”
“O halde bunun sana hiçbir yararı olmadı.”
“Hayır, oldu. Buğday tarlalarının rengini gördükçe seni hatırlayacağım. Şimdi git ve güllere bir kez daha bak. O zaman kendi gülünün evrende eşsiz ve tek olduğunu anlayacaksın. Sonra bana veda etmek için buraya geri döndüğünde, sana hediye olarak bir sır vereceğim.”
Küçük prens güllere bir kez daha bakmaya gitti.
“Hiçbiriniz benim gülüm gibi değilsiniz. Çünkü henüz hiçbiriniz evcilleşmediniz. Ve siz de hiç kimseyi evcilleştirmediniz” dedi onlara. “Siz tıpkı tilkinin benimle karşılaşmadan önceki hali gibisiniz. Dünyadaki binlerce tilkiden yalnızca biriydi o. Ama ben onunla dost oldum ve şimdi artık o özel bir tilki.”
Güller bu duyduklarına çok bozuldular.
“Evet, güzelsiniz. Ama boşsunuz. Sizin için kimse yaşamını feda etmez. Yoldan geçen herhangi biri, benim gülümün de size benzediğini söyleyebilir. Ama benim gülüm sizin her birinizden çok daha önemlidir. Çünkü ben onu suladım. Ve onu camdan bir korunakla korudum. Önüne bir perde gererek rüzgarın onu üşütmesini engelledim. Tırtılları onun için öldürdüm ( ama birkaç tanesini kelebek olmaları için bıraktım). Onun şikayetlerini ve övünmelerini dinledim. Ve bazen de suskunluklarına katlandım. Çünkü o benim gülüm.”
Bunları söyledikten sonra tilkinin yanına döndü.
“Elveda” dedi.
“Elveda” dedi tilki de. “Ve işte sırrım: Bu çok basit. İnsan gerçekleri sadece kalbiyle görebilir. En temel şeyi gözler göremez.”
“Temel olan şeyi gözler göremez” diye tekrarladı küçük prens. Öğrendiğinden emin olmak istiyordu.
“Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir” dedi küçük prens.
“İnsanlar bu en önemli gerçeği unuttular. Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeye karşı her zaman sorumlusun. Gülüne karşı sorumlusun.
“Gülüme karşı sorumluyum” diye tekrarladı küçük prens, öğrendiğinden emin olmak için. Sonra yoluna devam etti.

Küçük Prens

/

Yorganı kafama geçirmiş, ağlarken hep bunları düşündüm.
Sokak kedisi evcilleşir mi?
Bize geldiğinde hastaydı, öyle komik hapşırıyordu ki.
Yanlışlıkla sokakta kalmış bir prensese benziyordu.
Prenses görünümlü ama sokak kedisi.
Önce iyileşti, sonra neşeli oyuncu bir kız oluverdi.
Hop hop atlarken bile zarif. Sarılırsın bir şey demez, uslu uslu durur. Öyle sımsıkı uyursun, ısıtır.
Sonsuz sevilmeye itiraz etmez.
Ev arkadaşı söylenip dururken, o usulca gider, tabağını bitirir, onunkinden de tırtıklar hatta. Sokak kedisi sonuçta.
Pazar akşamına dek, cam kapı her neyse, açıksa bile, öylece seyrederdi.
Camın kenarından gökyüzüne bakardı.
Hani kartpostallarda falan olur ya, böyle cumbalı ev, bir camda çiçek, diğerinde öylece duran süs kedisi.
İşte öyle bir kız.
O akşam ilk kez, dışarı çıkmak istedi, öncekiler gibi on adım-on pati- demeli, atıp geri gelmedi.
Bir daha dönmedi.
Ev ne kadar sıcak olursa olsun, yemekler ne kadar güzel, sokak özlemek mümkün demek.
Özgürce gezip tozduğun, başıboş vakitleri. Serseri, serkeş halleri. Evde hazır yemek olmasa ve tirtir üşüsen bile.
Bir minderin üstüne kurulup, camdan sokağı izlemekten cazip olmalı, sokağın bir parçası olmak. Mevsim kış bile olsa.
Sonuçta, prenses görünümlü olsa da, sokak kedisi sokak kedisidir.
Sevgiyle evcilleşir sanmıştım ben, beceremedim.


/

3 Comments:

  1. mortingen said...
    ben evcilleştim :)

    maya' nın gidişine çok üzüldüm bebeğim.sen daha da üzülme diye belli etmemeye çalışarak...
    biliyorsun gece yarıları çatılarda sokaklarda aradım ama bulamadım.bir göründü bir kayboldu ara ara..
    ama artık yok..

    duman' ın hüznü kaldı yadigar..
    oda alışmıştı demek ki,
    anlaşamadığı arkadaşına..

    (ben varım,duman var..gidene değil kalana bak..)
    Hüma said...
    oley maya geri dönmüş! yuppi! bu arada küçük prens, en sevdiğim kitaptır..
    mermaid said...
    @hüma:
    ;)
    biz de hastasıyız ailecek:)
    hihi

Post a Comment



Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa