ikibin9




Yeni yıl benim için, fotoğraf dosyalarımda yeni bir klasör, yeni bir moleskine defter demek.

Ayak izlerimin altına yeni bir tarih atmak, böylece daha kolay hatırlamak demek.

Çok güzel bir yıldı bu yıl. Bu son zor haftaya rağmen. Hani bir daha yaşarım kabilinden. Ama geçtiğimiz 793 gün -ben saymadım sayaç var- zaten hep öyleydi. Daha önce de, dediğim gibi, her biri bir diğerine benzemeyen güzellikte inciler gibi. Ama kutularda saklamadan, takıp takıştırıp gezerek incileri, elmasları.

Bütün bahaneleri, kutlama sebeplerini, her günü bir şölene dönüştürmeyi seviyorum. Güzellikleri bile bile abartmayı, kedilerin bile doğum gününü kutlamayı, hiç yoktan keyifler icad etmeyi. Yeni yıla kanmayı. 1 ocak gününün bugünden farklı olacağına inanmayı. Gelecek her günü umutla ve neşeyle karşılamayı.
Yeni yıl için istediklerim aslında 2008dekilerden yine yeniden,
Öpücükler, güzel yemekler, sofralar, mumlar, çiçekler,
Yine cici elbiseler, saç örgüleri,
Kitaplar, filmler, sokaklar,
Sokaklar için pek çok ayakkabılar,
Seyahatler, kısa, uzun, planlı, plansız, her şeklinden,
Havada görülen leylekler,
Çok ve yeni kelimeler,
Zihin açıklığı,
Mor ve kırmızı yünler,
Balonlar,
Çilekli dondurma, her mevsim ama,
2'şerden 4 tekerlek,
Onyüzbinmilyon fotoğraf,
Milka çilekli çikolata
Bir kaç yeni mobilya,
Vapur yolculukları,
Güzel işler,
Rengarenk ojeler,
hihi bunlar sadece şimdilik aklıma gelenler.
fotoğraf: ekimikinbin8






Bugün kar yağsın.

Yollar kapansın.

Bizim kapının önü açılamayacak kadar yükselsin kar.

Biz de evde mahsur kalalım. Evden sadece kar topu oynamak için çıkalım hepsi bu.

Ben bu sabah yürüyüş yaptım, soğuk hava yüzüme değdi, ferahladım, sonra markete uğradım, hem aldıklarım bizi bir müddet idare eder.
Pencerenin kenarındayım şimdi, çiçeklere bakıyorum, bir de güneşe. Hava şu an ışıl ışıl ama buz gibi, çok güzel, kar yağsa kesin tutar.

Kar yağsın. Tatil olsun. Bu zorunlu tatil de, yılbaşına kadar uzasın.
Sonra çıkarız kar topu oynarız ama onun dışında evde kamp yaparız, yeni yılı karşılarız.




hiyu!

Harika bir gün.
Bir haftalık ev kampına bir mola.

Önce kuaför, sonra Beyoğlu, bir süredir görüşülememiş yakın bir arkadaş, tiramisu, kahve, keyif ve gevezelik gevezelik gevezelik.

O an karar veriyorum, haftada bir günü kendime tatil ilan edeceğim.

Sonra kalkıyoruz, keyif bulaşmış üzerimize, gülümseyerek yürüyoruz İstiklal'de.
Mephisto'ya giriyorum ben, en sevdiklerimden, bir diğeri de Robinson Crusoe, 389 numara hani.
Bir süredir yazılarını okuduğum, kitabını deli gibi merak ettiğim ismi söylüyorum raflarda bulamayınca,

Ece Arar'ın son kitabı var mı?
Bakıyor kız bilgisayardan, gülümsüyor sonra "Çocuk sahibi olmak için 40 bahane" mi?
Ah evet o işte.

Yürüyorum, ışık harika, ikindi ışığı mayıs ışığı, bir kaç telefon konuşuyorum, iyi haberler alıyorum, sevgilimin sesini duyuyorum. Eve dönecektim, hop karar değiştiriyorum, sevgilimi göreceğim, iş yerine birden bire.

Karşıya geçmem gerekiyor, yol boyu kitabımı okuyorum, gülüp duruyorum yer yer, bazen gözlerim doluyor, nefret ettiğim trafik hoşuma bile gidiyor.

Bıyık altından gülmeyin lütfen, kitabı bu niyeti körüklesin diye okumadım, "bir kitap okudum hayatım değişti" değil, sadece çok, çok merak etmiştim. Ve sadece anne hallerini, delilikleri anlamak için okunabilir. Hakkaten çocuklu çiftlerin bize bakışlarını, "gerisi boşmuş biliyor musun?" hallerini kitabı okuyunca anladım ve bayıldım. Çocuklu insanların dünyasına bir bakış. Anneler gezegenine bir gezi. Maddelerin her birine, klişelere, gözlemlere, en zor zamanların bile kendi içinde ne kadar eğlenceli ve apayrı bir dünya oluşuna ve yazarın gözlem gücüne bayıldım, döne döne okudum.

Sonra vapur, ton balıklı sandviç, sevgilinin eli, sevgilinin kokusu, gün içinde yaşananları paylaşmak, yürümek, yürümek, vapura binmek, eve gelmek ve iyi ki eve gelmek, her gün giyinip hazırlanıp gitmek zorunda olmadığın bir işin olmayışına şükretmek. İş kostümünde sınırsız özgürlük, sevdiğin elbiseler, rengarenk çoraplar, keyifle ve mutlulukla kendi çatın altındaki iş gününe hazırlanmaklar...

oh be!

2 gündür peşimi kovalayan baş ağrım gitti,
sanki mayıs sabahına uyanmışım gibi,
güne mutlu ve hafif uyandım,
bütün sayfalarımı bir çırpıda çevirebilirim, çıtır çıtır yiyebilirim,
zihnim öyle açık,
öyle, bilgeler kadar huzur dolu ve sakinim
hey ben on kaplan gücündeyim.

Bu arada, evdeki minik ekranım, büyük ekran tv oldu, bir gecede büyüdü, akşama 17 Aralık keyfi var, huzurda olmayı anmak var, özlemek var, kitaplara gömülmek var.

Oh!

Bana her gün tatil aslında, ya da tatilde bile çalıştım mesela, keyifle.

Ama onun sürekli evde olması, akşam yemeklerini beraber planlamak, çoğu zaman hazırlanmasını ona bırakmak, bir adım ötemde olması, meşgul olduğum şeyden başımı kaldırınca, aşık olduğum gülümsemesini görmek... Hiç dışarı çıkmak istememek. Evin bizim için bütün evren oluvermesi, beraberken. Gece gündüz aldırmadan, hangi günde olduğumuzu farketmeden, sakin sakin. Sıradan şeyler yapmak. Kocaman günü, geceyi ardarda paylaşmak. Uzun kahvaltılardan her sabah edebilmek. Salona hoop koca bir yatak oluşturup maaile, kediler ayak parmaklarımızı ısırırken uyuyabilmek.
Şimdi ekrandan kafamı kaldırınca seni görücem gibi geliyor, yine karşımda, o yüzden hiç kaldırmadan akşama dek çalışsam daha iyi...

Not: Disko Kralı, 90'lar özel programı çoook keyifliydi. İzlerken saate baktım bir an, gece yarısını geçmiş, o saatte uyanık kalıp televizyon seyredebildecek kadar büyümüşüm meğer. O an farkettim, hehe.



Çanta hazırlama, küçük hafif pek az şey, hop yolculuk, zor, bir bindik, iki çocuk ve tıpkı chucky'ye benziyorlar, katil bebek, ses gücüyle insan öldürebilirler, çığlık çığlığa yolculuk boyu, neyse hooop geldik, aa kapının önünde ne var, motorsiklet, binebilir miyiz peki, e siz geleceksiniz diye burada zaten, oh ne ala, o zaman binelim, gezelim, lim, lim, lim, bayram kıyafeti mi, peh, o da ne, hava soğuk ama üşümez misiniz, üşümeyiz, dere tepe düz gezelim, arada durup el öpelim, fotoğraf çekelim, avaz avaz şarkılar, bir de güneş gözlükleri, gülelim, gülelim, hep gülelim, çorapların ne değişik senin, ne rahatsınız, istanbul nasıl, burda hep aynı, kurban eti şifası, hiç değilse bir lokma, ne güzel, aaa kırmızı biber, ama ne çok severim ben, aaa bahçede ateş, aaa tulumba, bununla su mu çekiyorsunuz, aaa yumurtalar bu tavukların mı, şaşırma halleri, keyif, keyif, sımsıkı sarılırım sana, dur bakalım kendi fotoğrafımızı çekebilir miyim, aa çektim, pek güzeliz ya, sevgilim peki ya ben kullanabilir miyim, öğretirim sana ben bebeğim, ciddi misin ama arabalar gelirse korkarım, tamam sakin bir yerde gösteririm, aa bu hareket edio, aaaa gidiyoruuuzz, dur kornaya basıcam göster bana, görsünler, bakın biniyorum, hey ben kullanıyorum, ayyyyy, harikasın sennn, evet hayatım hareket ediyor, çok güzel ya, çok güzel ya, heyt geçirdiğim en güzel bayram bu desem abartmış olur muyum, bilmem, iyi ki geldik, yaşasın yaşasın, yeni moda tabirle organik gıdaları yüklenelim, evimize dönelim, evim evim güzel evim...

maharetabla

Ben o teyzelerden değilim, o ablalardan.

"Bayram temizliği" insanlarından değilim, olamadım, olamayacağım. Bayram geliyor temizliği mantıksız geliyor, bünyeme mantıksız geleni yaptıramıyorum kendime, bahar temizliği bir derece, değişen iklime uygun giysiler çıkacaktır falan. Ama evin zaten temizdir, olmalıdır, misafir gelecek diye bu havalanma nedir? Kendini parçalamak neden? Bi' sakin olun ya.
"Evlenince anlarsın" derlerdi, anlamadım, hala.
Ramazan alışverişini anlamadığım gibi. Seferberlik ilan edilir gibi marketlere koşmayı anlamadığım gibi. Bayram diye kuaföre koşanları anlamadığım gibi. Kredi kartına sayısız taksitle gardrobunu dolduranları anlamadığım gibi. Bunun bayramı yaşamak olduğunu zannetmiyorum. İnanmıyorum. İsrafın, gösterişin, abartının emredilmediğini iyi biliyorum.
"Misafir tabaklarını" "vitrin"de saklayanlardan da olmadım. Vitrin diye bir saçmalığın varlık nedenini anlamam mümkün değil, kuyumcu muyum ben vitrinim olsun? Minibüs şöförü mahalli gibi bir şey bence vitrinlerdeki danteller... Sadelik diye bir şey duydunuz mu?
Sonra o maharet ablalardan da değilim ben, olmayacağım, hani deryik'in de deyimiyle "hobileriyle gerenler"den. Hayatını anlamını boncuklarda arayanlardan. "Su böreğini kimse benim gibi yapamaz"lardan. Kadın günlerinde yemek tarifi yarıştıranlardan.
Kınamıyorum onları, hatta yıldızlı pekiyililer onlar. Hani saçları sımsıkı örülü, tek teli bile dağılmayan, yakaları ütülü çocuklar onlar. Yaramazlık yapmaz onlar, öğretmenin biriciğidirler, hiç bir aşırılıkları yoktur, vasattırlar hep, "hanımkız"dırlar.

Bence yeryüzünün en sıkıcı insanları olmaya adaylar.





Gece, yani sabah 7'de yatarak yapmam gereken kısmı, nihayet bitirebildim. Sayfalar dolusu şeyden sonra hala düzgünce, laboratuar yazamayışımı Yaratıcı'nın bir şakası olarak görüyorum.

Su gibi geçiyor zaman, bu haftayı hiç anlayamadım, günleri unutarak çalıştım.

Ama çok mutluyum. İlmek ilmek kelimelerle örerek bir şeyler yapmak var. Özgür olmak ve çok çalışmak var. Yaptığın şeyden tatmin olmak var. Yaptığın işi, keyifle yaptığın yemekler, ördüğün atkılar gibi boynuna dolamak var.

Dün gece uyumadan önce bunu düşündüm, herkesin kendi bildiğince, secret, karma, çekim yasası falan dediği o şeyi ta içimde hissediyorum ve allah'a şükrediyorum. Hep farklı oldu, şu ana kadar, okulum bile. Hep cesaret isteyenleri seçtim, gözümü karartmam gerekenleri, öyle oturup beklemedim. Ve ardında hep çok güzel bahçeler oldu. Şimdi, herşey yine tastamam hayal ettiğim gibi, hani resmini çizsem bu kadar olmazdı. Çünkü bir de pasta üzerinde çilek kıvamında "bu da bizden" güzellikleri var.

Sürekli aklımda yazmak, kelimeler var her tarafta, üstüme başıma bulaşıyor ama zaman izin vermiyor.

O sırada, açıklanamayan insan halleri 101 isimli dersten bir ünite. Farkettim ki, ben gerçekten kozamda yaşıyorum, istediğim insanlarla, fazlasına değmeden ve zarar görmeden. Bu yüzden o bildik berbat insan hallerini anlayamıyorum, iyi ki. Bu korunaklı dünyayı çok seviyorum.


Sonra bir gece beyoğlu, yürü, keyifli bir yemek, günler sonra gökyüzünü görmek, sonra kelimeler, kelimeler, kelimeler...




Şimdiyse, kısa bir mola, yeni çalışmaya başlamadan hemen önce. Evde bir kaç minik düzenleme, artık oturan yeni düzenim için. Ve bir yolculuk.

Çanta hazırlama keyfi, ki bence dünyanın en eğlenceli şeyi. Onunla sadece yola çıkmak bile başlı başına bir güzellikken. Nereye olduğu önemsizleşiyor yolculuğun, onunlayken.

Bir kaç ütü, Tbox yolculuk yastığım nerde onu bulmalı, ne giysem ne giysem karar vermeli, bir "yolculuk kitabı" seçilmeli, pabuçlar temizlenmeli, olabildiğince hafif bir çanta hazırlanmalı.





Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa