sevmiyorum!

Gıcık olduğum bloglar var benim. Sevgi kelebeği değilim. Lüzumsuz kalabalık.

Mesela mükemmel anneler var, sevmiyorum onları, gerçeküstü geliyorlar. Planlı, sıkıcı. Hasta olmayan, kusmayan çocuklar, dahiler, her şeyi biliyorlar, yaşıtlarından ilerdeler. Proje çocuklar. Bugün bilmem ne aktivitesini yaparken, şekilleri şöyle yerleştirdi, tanrım öyle mükemmel ki. Anne ayrı mükemmel her şeye yetişiyor, o bir milenyum kadını, hem çalışıyor, hem bakımlı, hem anne, bir de blog yazıyor. İnsanın cesaretini kırıyorlar.

Sonraaa, kendini moda dergisi zannedenler. Gugıllayıp buldukları resimlere "ayy hiç yakışmamış", "ne kadar da tatlı" falan gibi yorumlar yazıp yayınlayanlar. Zannedersiniz ki, beş çayında beraberler, öyle bir samimiyet. "Victoria dedik sana bu topukluları giyme diye", "bilmem kimin kızı kendisine ne çok benziyor, keyifleri hep sürsün" falan. Yani "giyinmek ve makyaj yapmak bir bilim dalı ve ciddi bir kabiliyet, e bende de bu var en iyisi ifşa edeyim" halleri. Belki de içten içe kendilerini orda görmek istediklerinden veya "ben de güzelim neyim eksik" bunalımı. Oysa onlar sadece kuaförde rastlaşıp, gereksiz düzeyde kokoş olduğunu düşündüğümüz kızlar, hani "evden özensizce çıktım ama yine de ne kadar güzelim" izlenimi vermek için saatlerce uğraşanlar. Gazete okumaz, "dergi bakar"lar ve alışveriş, ev dekorasyonu gibi şeyler yegane hobileridir. Zaman zaman bir sabah şekeri hissiyatıyla gubidik kampanyalar yaparlar, "şu soruyu cevaplayanların arasından yapacağım çekilişle kazanan kişiye, bir sıkımlık parıltılı diş macunu armağan edeceğim" falan derler. Rating yapan konuları iyi bilirler, kilolara çözüm, yeni bir krem falan gibi... Ayrıca televole jargonuna hakimdirler: "yeni tarzıyla göz doldurdu", "hem göze hem kulağa hitap etti", "doğumdan sonra verdiği kilolarla..." gibi. Ha, bu hobiyi paraya dönüştürebilmişlerse daha bir kibirli oluyorlar, hani okul çizgi filmlerinde olur ya dörtlü takılan aralarına kimseyi almayan, dedikodu yapan ve bütün derdi giyinmek olan kız grubu, işte onlar gibi.

Her tarafı gugıl reklamlarda döşeyenler ve hatta "tıklayıverin nolucak" diye not bile düşenler var. Bunlar kendilerini internetten para kazanmayı başarmış "yırtmış" insanlar gibi görürler ve bir gün bulacakları parlak fikirle köşeyi dönmeyi hayal ederler.

Herkese yerli yersiz yorum bırakan, "tamam mı kuşum", "harikasın kuzum" tipler vardır. Gördüğünüz yerde kaçın, engelleyin falan hatta. Seda sayanın internet versiyonu, "bacım benim". Bunların bir de "ağır abi" versiyonları var ki mahallenin köşesinde bütün gün dikilen tiplerin ta kendisi onlar. Genelde bu ablalar, o abilerle takılır zaten :)

Sonra bir internet zabıtasının varlığına bütün kalbiyle inananlar var. "Adsız yorum bırakıyorsun ama ip adresini biliyorum, istanbuldasın ve 40 yaşındasın" falan:) Yasal yollara başvuracağım tehditleri. Evet sana yuvarlak ifadelerle fikrine katılmadığını belki biraz saygısızca belirten birine dava açarak çok kısa sürede sonuç alabilirsin eminim. "Türk adaletine güveniyorum."

Kendini köşe yazarı zannedenler var. Genelde bunlar sözlüklerde de yazarlar ve "bir kaç" okuyucuları vardır. Bunun sonucunda gereksizce gelişen bir egoya sahiptirler. Kendilerini ünlü ve daha da beteri yazar zannederler. İşte bloglarında böyle açıklamalar yaparlar falan. Güncel olaylarda kendilerine doğan söz hakkını (bkz deryik demişti: biliyosunuz bu ülkede saniye 1 çocuk doğuyosa, 10 tane de cevap hakkı doğuyo.) bloglarda kullanırlar. Evet o kendini bir tuttuğu yazar da gelip blogunu okuyacak ümidi. Genellikle agresiftirler, tartışmalara girerler ve bunları da bloglarında taşırlar. Basın açıklaması yapar gibi. İclal Aydın'ın "yazın dünyası" tripleri bunlarınki pek benzer bence. "Beni de aranıza alın ben de nişantaşı çocuğuyum" olayı. Klişelerden beslenirler, "boğazda rakı balık", "vapurda martılara simit attım", "evde tek başıma soğuk bir bira açtım", "kendi ayakları üzerinde duran kadın", "şehir insanının yalnızlığı", "orhan pamuk'un son kitabı" gibi konular sık sık karşınıza çıkar. Sıklıkla "ey okur", "sevgili okur" gibi tabirler kullanmalarını altında, günün birinde imza günü yapma hayalleri vardır aslında.

Tuhaf ablalar var. Her kelimeye link vererek açıklamaya çalışan, çok bilmişler. Yalnızca küçük dağları değil, bütün dağları ve hatta denizleri onlar yaratmıştır. Aman kızmasın diye herkes bir pohpohlar onları, şiştikçe şişerler. İçleri boş oysa. Herkesin bildiği ve çoktan içselleştirdiği pek çok şeyi yeni keşfeden olma heyecanıyla zırvalarlar. Bu ima edilince de acaip öfkelenirler.

Sıkıcı ergenler var. "bgn askimla kavga ettik. 10uncu günümüsdü ve sonucta bu bnm en uzun soluklu iliskim. btn gün evanesence dinnedim sora. napcas bilmiorum" diye yazanlar var. Bunlara dekoder gerekli, başka bir dilde yazıyorlar çünkü.

İmla klavuzu hediye etmek istediklerim var. Ki ve De ekleri konulu bir sempozyuma davet etmek de istiyorum aynı kişileri.

İki lafından biri marka olanlar var. "Geçen gün starbucks'ta kahve içtik, sonra bershka'ya uğradık, house coffe'nin muhteşem brownisi yedikten sonra, ipodumuzu kulağımıza taktık ve lush'tan şampuan alıp erkenden eve döndük çünkü camperlarım ayağımı sıkmıştı" Sınıf atladım çok havalıyım. Kültürüm sıfır. Her şeyi fiyatıyla ve etiketiyle değerlendiriyorum ve kişisel tarihimi bile onlarla kaydediyorum. Bu gençler bir de yurtdışına falan çıkmışsa vay halinize bu kez ayşe arman dubai'de görgüsüzlüğüyle, havaalanında yaşadıkları minik bir olayı anlatır da anlatırlar.

Sağa sola fesat yorumlar bırakanlar var. Bir kısmı da adsız. Onlar işte bu "camdan bakan cıkcık teyze". Yani olumsuz bir şey yazabilirsin elbette ama laf sokmak falan çok tuhaf oluyor. Bu kişiler aynı zamanda, okudukları haberlere "ben de çok karşıyım böyle şeylere" diye yorum yazarak sosyal sorumluluklarını yerine getirdiklerini zannediyorlar.

Yemek bloglarıııı! Çok çok çok harika olanları var ki onlara bayılıyorum ve de gayet faydalanıyorum. Ama geri kalanları genelde kötü kopyalar. Yemekteyiz'e katılan "kaç yıllık ev hanımıyım ben" insanları. Kötü fotoğraflar, yarım yamalak tarif, "bizim evde brokoli çok sık pişer" diyen tipler. Bayık ve samimiyetsiz.

Küçük nil ve amelie'ler... Basit ve olağan şeyleri uzun uzadıya yazmak en sevdikleri. Büyük ihtimalle kelimeleri yuvarlayarak konuşuyorlardır ve şaşkın bakan gözleri vardır. Tahminim bu. Karışık ve devrik yazmayı bir tarz addederler. "Anlaşılır olmak" avamdır bunlara göre.

Desperate Housewives var. Sabah kalktım kahvaltı ettim, spora gittim, akşama kocama şu yemeği yapıcam. Sabah kalktım kahvaltı etmedim, komşuya gittim, akşama kocama diğer yemeği yapıcam. Öeeeh. İnsan her gün aynı şeyi yapmaktan ve dahası yazmaktan sıkılmaz mı yahu?

E bu olur da"Sex and the City" hatunları olmaz mı, var tabi, peki ya "Ally Mcbeal" tipleri, ah elbette. "Ben de dalgınım, ben de sanrılar görüyorum haydi yazayım izlerken çok sempatikti."

Zıpzıplar var. Hani bir eve girersiniz, nereye bakacağınızı şaşırsınız, kitcsh müzesi gibi. Tavandan sarkan yapma sarmaşıklar, duvarlarda yuvarlak kasnaklar, acaip perdeler, karman çorman halılar, biblolar biblolar biblolar (ki bu en anlamadığım kısmı, onlara tapıyor musunuz kuzum?) ve daha bilumum gereksizlik. İşte bu kişilerin blogları da böyledir. Her taraftan bir yıldız, bir şekil, şarkı, yazımı beğendiniz mi tıklaması, rastgele yazı getiren hede, yok bilmem ne, ne bulduysa ortaya bir karışık yap modeli. Kaçın!

Özenti gençler. Bunlar bu gençlik dizilerinin etkisinde kalmış, sürekli ilişkilerini falan irdeleyen, "hayatım boyunca...", "şu güne kadar hiç...", "beni bilen bilir..." diye büyük cümleler kuran küçük çocuklardır. Alkol almayı büyümek, bilmem ne konserine gitmeyi yetişkin olmak zanneder, anlata anlata bitiremezler. O sıradaki erkek arkadaşlarından ya da bir yazıdan, filmden kopyaladıkları fikirleri alınlarına yapıştırır öyle gezerler. Agresiftirler. Özentilerin bir davranış biçimine daha rastladım. Bunlar zinhar "allah" demez. "Tanrı korusun", "Tanrı lanetlesin böyle insanları" falan der. Bunlar işte Amerikan dizilerinden beslenen, aslen varoş gençlik. İnançlara elbette ki saygılıyım, aksi düşünülemez ama "ay allah korusun ya" diyerek tahtaya vurmak son derece doğalken, kastırarak her cümlede "god bless all" halleri komik komik komik geliyor. May the force be with you diyesim geliyor :)

Şimdilik bunlar ilk aklıma gelenleraslında daha uzayıp gidebilir bu liste. Ama bu kadar yeter, rastlayıp yolumu değiştirdiklerimden bir kesit işte...

Bir de...
Ne çok sevdiklerim var, kalbimde sakladıklarım, yıllardır tanışıyorum zannettiğim, bazen yorum yazmadan ses çıkarmadan gizli gizli takip ettiğim. "Ah şu konuyu bir de o yazsa da okusam" dediklerim... "Ne kadar içten, ne kadar gerçek" diye okumaya kıyamayarak baktıklarım, bir gün pijama partisi yapar da sonsuz gevezelik ederiz diye heveslendiklerim. Çalışmaya ara verdiğimde nefes aldıklarım, bazen kendim zannedecek kadar içime kattıklarım...

Hamiş: "yok canım asla sen değilsiiin" demem için "ben miyim" diye sormayın olur mu:)

24 Comments:

  1. Aşk Meleği said...
    Ağzına sağlık ya da kalemine ya da ellerine :)
    ece arar said...
    süper analizler. katılmamak mümkün değil...
    funda said...
    "harikasın kuzum "sana katılabilirmiyim :)
    Tanya's said...
    Süper olmuş..moda bloglarına güldüm..ilişkimizin 10.gününe yuvarlandım..ipodum kulağımda camperlarım sıktı hehe.

    Daha çok güzlüm..güldüm..düşündüm de.
    Elsa said...
    insan ister istemez üzerine alınıyor denizkızım yahu o soruyu sormamak için zor tutuyorum kendimi. ama ben tercihimi son paragrafı üzerime alınmaktan kullanıyorum. :) ben de cok güldüm okurken ve çooook sevdim bu yazını.

    bi istekte bulunabilir miyiiiiim? hep böyle uzun uzun yaz artık lütfen, çok keyifliydi okuması :)
    yass said...
    bi de cok fecı gıyınıp kı bana gore harıka gıyınmıs gıbı fotograflayanlar var.. gercı woww amazing.. you are so cute.. i cant take my eyes off of you gıbı yorumlar alıyorlar.. benım anlayamadıgım kendı zevkımden suphe ettıgım kısısel moda blogları:)

    bır de gızemlı olmaya calısan ama azıcık ucundan gosteren.. herkesın merak ıcınde yanıp tutustugunu dusunen bloglar..

    sadece bır "abonelıkten cık"a bakar google reader kullanıcısı olarak:)

    cok guzel yazı olmus canım kuzum bıtanem:P
    Delfina ; said...
    hamiş kısmını görmeseydim ben de yutkunacaktım ben de mi varım diye :)))

    Ama zaten herkes herkesle konuşamıyor ki,buradaki gerçek bloglamalar elektrik alanlarla oluyor.Gerisinin varlığından ben haberdar bile değilim :))

    Sevgiler,
    defneyleyasamak said...
    denizkızım, günümün +1 keyfi de bu yazındır, söyliyim
    Damlo said...
    bugün 2 süper yazı okudum ki biri de bu oldu tahmin edersin ki. ikisine de link olarak bilogumda yer vermek istiorum, izninle. çok şey mi istorum??
    mermaid said...
    @elsa: olur tabii sen iste:) doğru kısmı üstüne alınmışsın:)
    @yass: evet ya zevkimizden şüphe edioruz di mi:)
    @delfina: seni seviyorum ben:)
    @defdefin annesi: teşekkür ederim:)
    @eğreltiotu: tabi ki de yer verebilirsin. beğendiğin için teşekkür ederim:)
    Damlo said...
    hani daha fazlasını yazamadızdım ben, bu kadar iyi ifade edeni de görmedim daha önce.

    pies: bu bahsettiklerin yorum bombardımanına uğrarlar hatta.
    Tugc said...
    Elsa'ya katılıyorum, uzun uzun uzun uzun yaz!!! Bayıldım bu yazıya. Ben bunlardan birine dahil miyim bilemedim aslında ama şunu diyebilirim ki, ben sadece blogta olsa iyi, etrafımdaki bir çok kişide bu ayrıntılara takılıp, insanlıktan soğuyorum bazen.
    Hangisi olabilirim diye düşündüğümde:
    anne? yok daha olmadım. hem zaten ölümüne dağınık bir insanım.
    moda dergisi tavrı? ı ıh. Bu konuda sadece bulgarları eleştirmeyi seviyorum, 90lardan türkiye havasında oldukları için. o da burdakiler zaten.
    gugıl reklamı? bu da değil. fazla deşifre oldum diye blog adı bile değiştirdim.
    Yorumcu kişilik? pek yorum yazmıyorum, beğendim canım demek de zor geliyor, üşengeçlik son raddede.
    internet zabıtası? bu hiç değil :) zaten o kadar anlamıyorum ama şöyle tıkır tukur kod yazmak isterdim.
    köşe yazarı zannedenler? belki biraz bu. köşe yazarı olmak isterim tabii de, zannetmiyorum kendimi henüz. olursam bi gün hissedebilirim. dipnot olarak:iclal aydından nefret ediyorum, fazla pozitif. ama bazen olaylar hakkında yazıyorum. neyse bilemedim bu muallak biraz.
    tuhaf abla? yok bu değilim, link vermek yorucu bir aktivite.
    sıkıcı ergen, imla klavuzu hediyeliği, marka, fesat yorumcu ya da yemek blogu hiç değilim :)
    küçük nil ve amelie... anlaşılır olma takıntım var ama ufak bir şeyi uzun anlattığım olur. bu da olabilirim :)
    diğerleri de değilim.
    Tanrı kelimesi kullananlar. bunu kullanırım da, baktım allahım da diyorum. gelişine göre yazıyormuşum bunu, onu farkettim.
    Bilemedim.
    ama yine de sev bizi mermaid !!! :)
    Tugc said...
    Ben son paragraf olmak istiyorum. Pijama giyip konuşmak güzel olurdu, az dinlemedin zaten beni gece yarıları, değil mi? :)
    melda said...
    süper valla ne diyeyim :) devam et sen bu analizlere :)
    mer said...
    çok sevdim yazıyı..
    yemek bloglarına bende bi ara takmıştım kafayı :) sonra sen nasıl dersin böyle şeyler falan diye kızdı bi sürü insan bana :))
    mermaid said...
    @ms.parilda: sen ve elsa pijama partisi kontenjanındansınız:)seviyorum seni zaten:) kikir.
    Sardunya said...
    Bir de evi mok götürürken en nadide kısımlarını güzel bir ışıkla fotoğraflayıp evini, eşyalarını adeta bir film karesinden alınmış gibi şahane gösteren ileriler vardır:)) benim gibi:)))
    defne said...
    vay bee ne çok türkçe blog varmış da haberim yokmuş :) uğraş didin çok az türkçe blog bulabildim de ben, buralarda yeni miyim yoksa saf mıyım anlamadım :)
    Esin (Huysuzbalık) said...
    Çoook eğlenceli olmuş Mermaidcim :) Koptum burada... Bloguna girince dandirik müzikleri bangır bangır bağırtarak çalanları da ekle bir dahaki sefere. De ve ki eklerini bir de herkes yerine herkez yazanları da pataklamalı bence de. Eğlenceli yazıların devamını bekliyoruz. Sevgiler... :)
    hajelis kaktüs said...
    eğreltiotu'nun linklerinden bu yazıya ulaşmış bir kaktüs annesi olarak aslında bırakmak istediğim tek yorum şudur:

    harikasın kuşum 10 numara felan yane şimdi starbucksa gitçes aşqımla (k yerine q harfi yazmak burda atlanmaması gereken bir detay)sende gelsene (burda da -de kesinlikle ayrı yazılmamalı) dedikodu yapmaca flnsss ahmet te (burdaki -de de o kdr bilinçsizce ayrı yazılmış ki sertleşmesine bile izin verilmiş) gelir belqi (q!)

    :D:D şaka şaka benim gibi bir okuru yok eğrelti'nin :D
    qweqwa said...
    Kalemine düşüncelerine sağlık..
    Çok yerınde ve oturaklı tespitler..Tebrıkler.
    Funda said...
    Evet çok uzun yazı ama her satırı mı bu kadar sürükleyerek okutur kendini :))
    ben de o mükemmel annelerin mükemmel koca larının sevgili aşk bal can her işe yardımcı mükemmel baba daha bir sürü sıfat... ultra ruh arkadaşı kısmını ekler yazının her kelimesine katıldığımı belirtmek isterim ...
    divadeiwob said...
    bir de itiraf.com blogları var. hastasıyım.
    Hesionka said...
    ah ben bu muhteşem yazıyı önce görmüş olsam düştüğüm hataya düşmezdim belki de :D

    böyle bir "bacım" abla beni de canımdan bezdirdi :D dağlara tepelere kaçtım

    temsili resim: http://20.media.tumblr.com/tumblr_kpcxvayNLj1qznvdwo1_500.jpg

    bir de bebekleriyle gerenler var, bugün 30 gr armut püresi yedik, elma püresini sevmedik amaa. sanırım katı gıdalara geçince gaz problemi oluştu, yarın doktoruna gidicez. bik bik vik vik

Post a Comment



Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa