ayşe arman'a mektup

Sevgili Ayşe Arman,

Yazılarınızı zaman zaman okurum, kendi alanınızda, ki bu yediğini içtiğini anlatmak ve bir kaç ünlü isimle cüretkar bulduğunuz sorularla (örn: sevgilinizi seksi buluyor musunuz/çocuklardan sonra cinsel hayatınız ne yönde değişti?/ben bugün dubai gördüm, ya siz?) muhabbet etmek oluyor, başarılı olduğunuzu bile düşünürüm. Ama boyunuzdan büyük işlere kalkışmanız, hakikaten yüzünüze gözünüze bulaştırdığınız için komik oluyor. Daha deniz seki'yi düşünce suçlusuymuş da kitapları toplatılmış falan gibi yansıttığınız saçmalık dolusu kelimeleriniz yeni bitmişken, hop ucuna bir tane daha baş yapıt eklediniz.


Öncelikle, mahalle baskısı, house cafe'de olmaz zaten, benzer yerlerde de olmaz, parayı bastıranın içeri girebildiği yerler bunun yeri zaten değildir. Hangi kafe, para kazanacağı bir müşterisine "ikileyin" der, dalga mı geçiyorsunuz?

Ki, siz kim oluyorsunuz ki "bizim mahalle", "karşı mahalle" gibi bir ayırım yapabiliyorsunuz? Hangi akılla? Hangi cüretle? Bütün mevzunun zaten insanları çeşitli mahallelere bölmek olduğuna aymadınız mı hala? Dahası öyle bir ayırım söz konusu olacaksa, siz zaten mahallede değil, "residence"da falan yaşıyorsunuz:)

Araştırmanızın kapsamını geliştirmek adına sizden ricam, bir üniversite kapısı çalmayı deneyin... Ama nasıl olsun biliyor musunuz, böyle çok anlam yüklediğiniz hayalini kurduğunuz bir bölüm, öyle ki, başınızı açmaya razı olsanız bile kim olduğunuzu bildikleri için mülakatlarda zaten eleniverin... Hmm... Ya da şöyle diyelim, çok ihtiyaç duyduğunuz bir şirketten şöyle bir cevap gelsin size, "cvniz yeterli, tam aradığımız kişisiniz fakat...", o iş, o sırada sahiden ihtiyaç duyduğunuz bir iş olsun hem. Veya yine cv yolladığınız bir şirketten onay gelince "ben size fotoğraflı cv mi yollamıştım?" diye sorma gereği duyun... Çekinerek. Çünkü siz görüntünüzle değerlendiriliyorsunuz.

Sizin "bez parçası" dediğiniz şey, bazı insanlar için değerli olabilir, kelimelerinizi seçerken biraz daha dikkat. İslami hayat tarzına uygun yaşamak, başörtülü sokaklarda dolanmak fink atmak falan olmuyor diye biliyorum. Tek yönlü bir şey değil, sizin gibi imajlarla oluşan bir şey değil. Nasıl iyi anne olmak, kızının adını dövme olarak yazdırmak değilse... Harama helale, hak ve hukuka dikkat etmek, doğru insan olmak, güvenilir, ahlaklı olmak anlamına da geliyor. O "bez parçası" dediğiniz şey bunların çooooook ama çoook küçük bir yönü.

Başörtüsü for dummies olarak maddelediğiniz, yok kulağım kapanıyor, yok duyamıyorum falan filan oldukça cahilce bir yaklaşım. Kastedilen asıl örtü edep. Ve anladığım kadarıyla bu sizden oldukça uzak bir kavram. Kafanıza doladığınız her hangi bir örtü bu işi görürdü. Konuyu bu kadar büyütmeye gerek yok.

Aslında çok basit bir şey. Sadece bir kişisel tercih. Ne bileyim, kurşun döktürmeye inanmak gibi, dua etmek gibi, saç rengini değiştirmek gibi, alkol almak gibi, sigara kullanmamak gibi, rejim yapmak gibi. Hayattaki bir milyon tercihten sadece biri. Bu kadar keskin sınırlar o kadar kırıcı ki.

"Onlar gibi giyindim ve şimdi anlayacağım."Ah kraliçe hazretleri halka indi! Kaplumbağaları da çok severmiş hem. Acıyormuş veya onlar adına üzülüyormuş gibi yaparak inceden dalga geçmeniz o kadar zavallı ki. Şükür ki merak ve inceleme konunuz başörtülüler, ne bileyim, eşcinsellerin çektiği zorluk, bir engellinin günlük hayatı, dilencilerin gün boyu kazandığı para, çöpten yiyecek arayan insanların beslenme biçimleri, fahişelerin iş yaşamı, bir kot işçisinin kariyer planması, doğu'da törelerde sıkışmış kadınlar, düğün sonrası kapısında bekleyecekleri düşünmekte olan bir gelin, çocuk yurtlarındaki çocukların durumu falan gibi bir çok konu da olabilirdi ve en gerzekçe metodu seçerek yaptığınız araştırmanızın bedelleri de pek ağır olabilirdi.

Sizin o gezdiğiniz yerler, zengin veya iktidarla sonradan zenginleşmiş bir adamla evli bir kadının veya o tür bir babanın kızının yaşamı. Nasıl açık (bu ifade kaba ama daha iyisini bulamadım) bir kadının yaşamı, bilmem hangi iş adamını kapatması olan mankeninkiyle değerlendirilemiyorsa işte öyle. Bu ülkedeki bütün kadınlar sizin gibi yaşamıyor. Çalışıyorlar, emeklerinin karşılığını göremeyebiliyorlar, dayak yiyebiliyorlar, zengin bir koca bulup hayatlarını garantiye alma dışında amaçlara sahip olabiliyorlar, tutkuyla arzuladıkları tek şey kırmızı bir ayakkabı veya 40 yaşında seksi fotoğraflar çektirmek olmayabiliyor.

Reina'ya girmekte ne var ki? Parayı bastırdığınız müddetçe özgürsünüz zaten o tür mekanlarda. Ayrıca bir başörtülü reina'ya girseee noluuur girmese nolur? Sonradan edinilmiş paranın görgüsüzlüğüyle o alışveriş merkezi senin bu beymen benim, sizin tabirinizle "allah ne verdiyse" gezmek değil o insanların yaşamı. Kimsenin değil hatta. Bunu kafanıza sokun.

Haşemaymış. O kabus astronot kıyafeti bile icad etmeleri ne kadar acı bunu bir düşünseniz ya? Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede, denize girebilecekleri bir tek yer yok? İnsan illa sizin deyiminizle; "kapalı" olmasa da, kimseye görünmeden yüzmek isteyebilir. Ayrıca bu da büyük bir mahrumiyet değildir, tamam bence de seçimleri bu yöndeyse girmeyiversinler denize, ama onlarla özdeşlik kurmaya çalışmanın yolu haşemayla yüzmek olmasa gerek! Onunla ilgili yorumu, gazetecilik dehası sizinkine denk ahmet hakan, çok daha önce yapmıştı malumunuz.

Ne bileyim daha güzel örnekler yaşayabilirdiniz mesela. Kuaföre gitseydiniz ya Ayşe hanım. "Ay saçların ne güzel niye kapatıyorsun kiii?", "peki böyle yaptırdın sen şimdi, kim görecek ki?" Hani Fatih'teki bir güzellik salonunu kastetmiyorum ben. "Aslında normal bir kuaför gibi..." derken? Ay bak seen, ağda falan da yaptırıyorlar ne kadar da şaşırtıcı?! İnanmıyorum manikürden falan haberleri var mı sahiden? Kel değiller mi gerçekten? Ya siz inançlı birinin gidip başörtüsüne model yaptırabileceğini mi zannediyorsunuz?

Sizin hakikaten bir zeka özrünüz falan mı var, yoksa dünyayı dubai'de minik bir mahalleden ibaret veya nişantaşında bir planetten müteşekkil mi zannediyorsunuz? Kendisi başörtülü olmasa da, burada çoğu insanın başörtülü bir komşu/arkadaş/ahbap/eş dost falanı vardır ve bu denli zevzek soruları yalnızca sizin gibi, ülkesine, meselelerine ve insanlarına uzaktan bakanlar utanmadan sorabilir.

Bir devlet dairesinde işlem yaptırmaya çalışın, ya da -herkesin adını tahmin edeceği- bir bankada sorun yaşayın. Size "böceksin sen" diye bakan bakışları üzerinizde hissedin. Otobüse binerken yanlışlıkla birinin sırasını kaptığınızda, "şuna baaaak bir de başörtülü olacaaak" falan diye bir hakaret işitseniz ve bütün gözler size çevrilse "cık cık cık şuna bak"... Ya da sokakta ilk kez gördüğünüz birinin bile en doğal hakkıymış gibi "evli misin, annen mi kapalı, baban mı zorladı, kocan mı kapattı, eee namaz da kılıyor musun, sıcakta zor olmuyor mu, ne mezunusun peki, eğitim şart!" gibi kelimenin tam anlamıyla gerzekçe ve sonu gelmeyen sorularına maruz kalsanız... Kokoş ablaların, gözlerinin devirerek "ne varsa bu kapalılarda var zateeeen" dedikten sonra, "yok sen hariç canım sen modern kapalısın", "hem bizim lafımız o simgeleştirenleree" demelerine ağzınız yerine başka bir organınızla gülseniz, insanlar "bizim ananelerimiz de kapalı", "babam hacı benim zaten" diye saçma sapan geyikleri duyabileceğiniz şekilde söyleseler... Bir alışveriş merkezinde aldığınız şık iç çamaşırlarının ödemesini yaparken arkanızdaki kadının "bu tür şeyleri de nerde giyiyosa bunlar?" diye söylendiğini işitseniz... Herhangi bir kültürel aktivite bilet kuyruğunda, "bunların ne işi var burda ya" diye püfleyen bir genci duysanız... "Neden kapalısın?" Çirkin ördek yavrusu gibi, incelenmesi gereken bir canlı gibi. Devamı gelir "evde açık mısın?" "peki kocanın yanında, peki babanın, peki dayının... bla bla bla bla..." Ya da acıyanlar mesela daha da şendir onlar... "Ah ben çok üzülüyorum sizi okullara almamalarına..." Bunda üzülecek bir şey yok ki. Yaşadığın ülkenin kurallarına uymakla, inançlı bir insanın sorunu olamaz ki. Akıntıya kürek çekmek. Saçma sapan çırpınmak.

İsmailağa'da mini etek, sarı saç ve topukluyla gezmek elbette ki dikkat çeker. Her yerde çeker, bebek'te de, ortaköy'de de... İnsan doğası bu. Ki orada yaşayan insanlar, 28 şubat'a kadar evlerine televizyon dahi sokmayan insanlardı, aborjinlere bilgisayar götürmüşsünüz de dikkatlerini çekmesini yadırgıyorsunuz. Dünya tarihine birazcık göz atsanız, giyinmenin çok eski soyunmanınsa son yüzyılda gelişen bir şey olduğunu görürsünüz, mesele dinle veya bizim kültürümüzle falan ilgili değil sadece. "Sen açık giyersen bakarlar tabiii" demiyorum, doğru değil, olmaması gerekir ama orda ve bir çok yerde işler böyle diyorum.

Bir çok şeyi onaylamayabilirsiniz, yapmacık halleri, "ibadet ediyorum" cümlesini alnına yapıştırıp gezenleri, bunun yanına bir de "ben senden üstünüm"ü ekleyenleri, iktidardakileri, onların temsil ettiklerini, devlet erkanındaki başörtülü eşleri, dini suistimal edenleri, dini kullanarak servetine servet katanları, ayırımcılık yapanları... Bu davranışlar zaten "kötü insan" davranışı, dinle bir ilgisi yok, her türü her yerde, her inançta bulunuyor bu gibiler.

Katılın, veya katılmayın, kadınlar bunu kendine neden yapıyor diye düşünün, doğru bulmayın, inanmayın, delilik olarak görün, bunların hiç biri sorun değil, çünkü yeryüzünde bulunan insan sayısı kadar inanç şekli var...


Ama bunlardan herhangi biriyle dalga geçme hakkı kimsede yok.


Saygılar.

Bir okurunuz.



14 Comments:

  1. Tanya's said...
    Denizkızım,

    Biraz kızgın gördüm seni..ama maalesef iki taraf olundu bu işte..nasılki türbanlı bir kızın üniversiteye alınmaması sorun ise..turban takmayan birinin de istanbulda istediği yerde dolaşamadığı gerçeği var.

    Özellikle de günümüzde dinin istismar edildiği gerceği..hep konuşup seninle ortak bir yol bulamadığımız ılımlı islam gerceği..bunların hepsi var..At gözlüğü şeklinde gözlerini örtmüş türbanlı kadınla jipe binip benim üzerime direksiyon kırıyorsa eğer..birileri de onları eleştirebilir.

    Ben Ayşe Armanın gönülden inananlara ilişkin birşey yazdığını okumadım..zira onlar nişantaşı sokaklarını veya bağdat caddesini arşınlamıyorlar..onu yerine inandıkları yolda..inandıkları şekilde yaşıyorlar..biz onları görmüyoruz bile...ve kimsenin saygısızlık ettiğini düşünmüyorum..

    Üzgünüm ama mektubunu biraz kırıcı buldum ben..biraz eksik..birazda taraflı.
    sevgi said...
    yazınıza hayran olmamak elde değil,çektiğim sıkıntıları o kadar güzel özetlemişsiniz ki,tam 2 yıl boyunca çok iyi bir üniversiteden mezun olmama rağmen başvurduğum şirketlerden aldığım yanıtlar,tiyatroya ya da nişantaşında sinemaya gittiğimde garip bakışlar....bunlar sadece 100 milyonda biri,içi boşaltılıyor toplumumuzun,çağdaş medeniyetler seviyesine çıkmak tek dileğiyken ATA'mın biz hala geri gidiyoruz,millet ayı çoktan fethetti marsa gidiyor biz oturmuş başörtüsüyle uğraşıyoruz...yüreğinize sağlık,ama benim hala umudum var iyi olacak herşey inanıyorum:)
    SİYAH ULAN! said...
    etrafımda duyduğum "helal valla çok güzel bir yazı dizisi olmuş, merakla okuyoruz" yorumlarından sonra acaba bende mi bir gariplik var derken yalnız olmadığımı gösterdiğiniz için çok teşekkürler. yazıdaki her satırına, kelimesine katılmamak elde değil. insanları yaptığı seçimler için aşağılamaktan, kendi egosunu (daha önce verdiği çıplak pozlarda olduğu gibi) tatmin etmekten öteye geçmeyen saçma sapan bir araştırma (araştırma bile demek zor kesinlikle)
    deryik said...
    bunu kast etmediğini umarak bi şi söyliycem tanya, "gönülden inananlar bağdat caddesine, nişantaşına çıkmaz, oraları arşınlamaz" demek, "laikler fatihe gitmez" demek gibi bi şi olmuş bence. gezer tozar, haftasonu hava almaya çıkar. inancıyla ne ilgisi var ki? ilgi kurunca böyle semt sınırları da çiziliyor. inancı var, parası da var, boş vakti de. gezer. nolucak ki? günah mı ki yapmasın?

    ayşe armanın yazısında bir eleştiri yok, maskeli balo var bence. evet "gerçek inananlara dair" bir şey yazmamış; çünkü öyle bir ayrım yok. giyiyoruz çıkıyoruz, tepki ölçüyoruz. semtleştirilmiş bir istanbul üzerinden maskeli balo. ayşe arman olaya böyle baktıkça da kurunun yanında yaş da yanar, herkesi aynı kefeye koymuş olur. nişantaşı yerine çankaya caddesinde yürümeyi deneseydi, farklı olabilirdi.

    ayrıca, her gün onlarca minibüs şoförü direksiyon kırıp kadın erkek demeden sıkıştırıyor, kimse de "çünkü o laik/ dinci" demiyor. di mi yani?

    ben muhafazakar bir baskı yok demiyorum, yanlış anlaşılmasın. daha geçen gün idil biret konserini basan alperenler bu zırvalığı milliyetçilik adına yaptı, azıcık da din soslu; çifte baskı. kendim de yaşadım defalarca. dibindeki kocatepe camiine gitmeyip ankara kızılay metroda namaz kılan adamlar yüzünden metroda adım atılmaz cuma öğlenleri. şaşırıp metroya giren kadınlara da yüzyılların günahını işliyolarmış gibi bakarlar. bunlar tabii ki var.

    ama örneğin ayşe arman "hmm acaba lazlara baskı var mı" diye merak edip bütün gün sahte bir "haçan hamsi koydum tavaya da başladı oynamaya" çekerek konuşsaydı, iki de horon tepseydi, bu bize lazların yaşadığı sorunları göstermezdi, yetmezdi. lazcılık oynamak olurdu, o kadar.

    yani bence: şekil buna yetmiyor. baş örtülü biri "ay bugün başımı açtım, rüzgarla altüst oldu, toz kir saçımı mahvetti, çocuğun teki sakız yapıştırdı, yağmurda ıslandım sonra sinüzitim tuttu, iyk ne fena" deseydi, "başörtüsüz hayat yorumu" sayacak mıydık?

    benim itiraz buna.
    mermaid said...
    @Tanya: Elbette ki kızdım, ben saygısızlığa her nerede ve kime karşı olursa olsun kızarım. Ben ayşe arman dışında kimsenin saygısızlık ettiğini söylemedim, senin ettiğini hiç söylemedim. Hatta ayşe arman saygısız bile demedim, bu yazısı saygısızca dedim. İki taraf olunması değil mesele. Sen ayşe arman’ın yazısının hangi bölümünde “din istismarı”nı ele aldığını tespit ettin? Benim mi gözümden kaçtı? Çok şey m istiyorum ben? Anlatamadığım düşüncelerimin hangi kısmı? “At gözlüğü şeklinde gözlerini örtmüş türbanlı kadınla jipe binip benim üzerime direksiyon kırıyorsa eğer..birileri de onları eleştirebilir.” Diyorsun. Eleştirmekle kalmamalı, medeni bir insana yakışan ne önlem varsa almalı, inadına. Sen benim bu yazımdan nasıl bunun aksini düşünebileceğimi çıkardın anlayamadım ki ben.
    Ya hiçbir mahalleye ait olmayan Tanya? Ben dövmeli birinin arkasından “abdestsiz gavuuur” diye bağırılmasını istemiyorum, başörtülü bir kız alışveriş yaptığında “nerde giycek bunları buuu” diye söylenilmesini de istemiyorum, istemediğim daha çok şey var konu bu noktaya indirgendi diye bunları örnek olarak veriyorum. Ben hiçbir mahalleye ait olmak istemiyorum. Sence mümkün mü böyle bşy yoksa, bunu seçen biri direk diğer mahalleye mi aldırmak zorunda ikametini? Ayşe arman’a kızdım, gerzekçe sorularına. Ama yok olsun, yazma özgürlüğü alınsın demiyorum, fark ettin mi bilmem. Sen olsan sinirlenmez misin? Tanya şunu ayırd edebilirsin dimi, benim sana bazı şeyler danıştığım gibi, sana sahiden bşyler danışan biriyle, “ya et yemeyince vitamin eksikliği olmuo mu kuzum?”, “uçuo musunuz ya siz?” diye soran birinin farkını bilirsin. Ayşe arman şu tespiti yapsa “astral seyahat dediler iki adım gitmedik” ya da ne bileyim, “kippa taktım feci kafam kaşındı” falan ... Ağzın olmayan bi organla gülmez misin? Ayrıca gönülden inanan derken? Senin aklına tek gelen şu türk filmi karesi mi; “seccade üzerinde yaşlı bir teyze, örtüsünü kulak arkasından geçirmiş, beyaz tülbent, evin güneş alan camı önünde namaz bitirmiş selam verio, arkada ney sesi” bu mudur? Herhangi bir şeye inanan biri nişantaşına gelemiyor mu? Bunu kastederek aslında en keskin sınırı, en hoşgörülü görünen sen çizmiş olmuyor musun? Ayrıca taraftar değilim elbette ki ben, ama sen nasıl rengârenksen ben de öyleyim ve işte renklerimden biri de bu, tabi ki bu konuda tarafım, bu noktada olduğum şey de: ayşe arman’ın zeka düzeyi düşük sorularla insanlarla dalga geçmesi. Mektubum kim için kırıcı? Ayşe arman için mi?
    mermaid said...
    @sevgi: düşünceleriniz için teşekkürler.
    mermaid said...
    @siyahulan: yorumunuz için teşekkürler. tavrının gazetecilik etiğine uyup uymadığı ise ayrı bir merak konusu.
    mermaid said...
    @deryik: benim itiraz da tam olarak buna, belki benden daha iyi ifade edebildin.
    her şey bir yana, birine baktığında sadece insan gördüğün için, kimseye "nerelisin, annen nereli, baban nereli" diye sormadığın için, insanların inançlarına, mezheplerine, hatta kan gruplarına bile ayıranlardan olmadığın için, tanıdığım çok az makul insandan biri olduğun için, yargılamadığın, sormadığın sadece dinlediğin için ve arkadaşım olduğun için kucak kucak kalp ve baloncuk!
    maslahatgüzar said...
    Benim bir türlü cümleleştiremediğim, layıkiyle ifade edemediğim düşüncelerimi pek görkemli, pek güzel, pek samimi dökmüşsünüz yazıya. Herhangi bir dinle herhangi bir alakam yoktur ancak durduğum ve baktığım yer sizinle eştir. Herbiryerlerinize sağlık diyorum, mest oldum.
    mermaid said...
    @maslahatgüze: işte söylediklerimi anlayan biri:) teşekkürler!
    Nihan said...
    Mermaid,
    Ellerine sağlık. Ben de bende bir tuhaflık var sanmıştım. A.A.'nın yaptığı sadece gazetesine tiraj yaptırıp kendi fiyatını arttırmak aslında. Bu tartışmalar onun ekmeğine yağ bal ama ne yazık ki onun bu "çalışmasından" etkilenen ciddi bir kamuoyu var.
    pisikopati said...
    Çok güzel bir yazı olmuş denizkızı eline sağlık. Ben zaten bu Ayşe Arman ve türevlerinden feci sıkılmış durumdayım, sıradışı olmayı, ezberbozuculuğu terbiyesizlikle karıştıran, insanların inançları ve yaşayışlarına saygısızca saldıran ve kendisini sözde modern, laik, aydın, batılı vs vs zanneden bu kişiler herkesten daha şekilci ve at gözlüklü maalesef :(
    mermaid said...
    @nihan: teşekkür ederim.
    @pisikopati: hah işte ben de onu diyorum. herkesten daha şekilci.
    Anne Café said...
    Çok güzel bir yazı bu! Keşke daha çok insan okusa keşke! Bu kadar içten ve kızgın bir yazıyı uzun zamandır okumuyordum. Eline aklına sağlık.

Post a Comment



Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa