her şey sensin!




"... koydum sevinçlerimi önüme/baktım hepsi sensin..."
ilk yaz. keman sesi. ne kadar tatlı keman... ne güzel bir gün, neşeli yaz, parlak güneş. uzun bir yol önümüzde, pırıl pırıl. sahi ne diyor bu şarkı? bu kadarcık işte. hepsi. avucumdaki her şey. "özenle ne yapıyorsam, bilirsin artık senindir" diyen şiiri anımsıyorum.

"... yazdığım şiirlerin her hecesi/üzüldüğüm tüm filmler..."

cam açık. arabanın arka koltuğunda, yanyana. rüzgar ne güzel çarpıyor yüzüme, böyle gittiğimiz sürece, nereye gittiğimizin hiç bir önemi kalmıyor, onun yüzü ne kadar güzel bu ışıkta, sonra filmler... bir sürü film, mutsuz sonlarına ağladığım ne çok film, inanmazdım ya ben mutlu sonlara hani...

"... yıpranmamış hayatlar büyük hüzünler bekler/her işte bir hayır, bu işte hepsi sensin..."

hah işte. budur. ne çok tesadüf, ne çok yol gidilen, bir sürü tercih hepsi aşktan yana kullanılan. aksi olamaz ki hem gözükara bir kıza yakışan. işte. hepsi.

"... şimdi senden vaz mı geçmeli?/masal olup yola devam mı etmeli?"

hayır. korktuklarımı geride bıraktım ben, vazgeçmemeye söz verdim, ilk kez. ilk defa. ağlayasım geliyor şimdi, yaylılar coşarken...

"... ben kalpten sorumlu, aşka sorunluydum/anladım her şey sensin..."

her şey sensin. ne güzel bir cümle bu. "anladım her şey sensin" işte tam da böyle hissediyorum ben...

/

Geçen gece, kuruçeşmede, bir yanımda deniz, harika bir yaz akşamında, sevgilime sıklıkla geçen uçakları işaret edip tahmin yaptırırken, bu şarkıyı söylerken, bunları hatırladım hep. Sadece bu şarkıyı dinlemek için veya yalnızca güneşi orda batırmak için dahi gidilmeye değer bir konserdi. Açık havada müzik dinlemek ne keyif... Sonra bir kaç tanıdık şarkı daha, gitar, hooop ışıklar, bir sürü insanın aynı anda eşlik ettiği notalar, "bu çocuk; bir bank, bir sokak lambası ve bir de gitarla daha kendisi gibi olmaz mı sence de?" diye sormak, muhtemelen kendi seçmediği danslara, imaja, küçükkenandoğulu kostümüne rağmen cici bulmak, deniz yolculuğunun zevki, eve çakır keyif dönüş...


Hiç yorum yok: