home office


Home office, türkçesiyle, evde ofis, dışarıdan bakıldığında o kadar kolay, hafiiif geliyor ki insanlara.
Oysa hiç de öyle değil.

Öncelikle, pijamalar, ve kahveyle laptopun başına geçerek çalışma hayali sanırım Sex and the City'den miras. Veya ayaklar uzatılmış, laptop kucakta hal. Gerçek hiç öyle değil, en azından benim için. Bir kere, mahmur havadan çıkmak gerektiği için, dinçlik veren kıyafetler, rahat elbiseler, neşeli şeyler seçiyorum. Depresyon hırkasıyla verim alınmaz. Günlük işleri gözden geçirdikten sonra çalışmaya oturuyorum. Çalışmak için ayrılmış bir bölümüm var, ordaysam yaptığım tek şey işim. Bunu da sevdiceğim yaptı, ve yaklaşık 6-7 kez değiştirdik, şimdiki hali en cici ve en verimli hali. Teşekkürler bayım:)

İletişim gerektirdiği için, msn ve gtalk neredeyse her zaman açık, bu telefonun açık olması gibi bir şey, sohbete hazır olmak anlamına gelmiyor. Bunu herkes düşünemeyebiliyor. Ayrıca internet hakikaten hayati bir hal alıyor. İnternet yoksa ofisle iletişim kopuyor ve işler altüst olabiliyor.

"Ay ne güzel hem işini yaparsın, hem evin işleri aksamaz oh kebaaaap" diye düşünenlerin üstüne zıplayasınız geliyor. Yoğun dönemler, ki bu benim için ayın son 10 günü oluyor, mutfağın yerini unutuyorum, uzun saatler mesaiye kalan insanlardan farkım kalmıyor, üstelik bazen bu sonsuz bir döngü halini alıyor, sevgilim gelsin de bir şeyler yiyeyim diye bekliyorum, pizza kutuları üst üste diziliyor ve maraton bitene kadar evde tozlar dans ediyor. Masamdan saatlerce kalkmadığımı biliyorum, saati unuttuğumu, saate bakınca acıktığımı anladığımı.

Deadline'ı olan işler hem çok keyifli hem de bir o kadar zor. Özgürsün ama bu özgürlüğü iyi kullanabilmelisin. Zaman yönetmeyi iyi ayarlaman gerekiyor. Oyalandığın ya da vakit harcadığın günün ertesi, uzun çalışma saatleri anlamına geliyor. İş ve iş dışı zaman arası biraz karışabiliyor. Her boş an "çalışmam gerek" manyaklığı içine girip, baş ağrılarına kapıldığım oldu veya mola vermek için kalktığım arada, makineye çamaşır, akşama yemek, eve temizlik çekidüzen, kendime bakım yaparak kontrolü kaybettiğim de oldu ama bir kaç ay sonra, doğal bir bocalama döneminin ardından, oturdu işler rayına. Sınır çizebilmeyi öğrendikten sonrası kolay. Evin dışında çalışıyormuş gibi bir disiplin ve belirli mesai saatleriyle çalışmak gerekli. Ritmini tutturmak bütün mesele ve hakikaten titizlik göstermek. Bu da belli bir emek gerektiriyor.

Ve belli aralıklarla evden çıkmak… Bu şart çünkü bir süre sonra, ev kolun, bacağın gibi bir şey oluyor, ayrılamaz oluyorsun. Kaplumbağa gibi, gittiğin yere götüresin geliyor. Çıkınca on kere, yok bşyi açık unuttum mu, ah hırsız girer mi triplerine giriyorsun, istemeden.

Ama iyi yönleri daha fazla, bence, ki bu nedenle tercihim bu yönde. Fakat hangisi daha zor derseniz, bu hem değişir hem de aslında evde çalışmak biraz daha zor ama kesinlikle değiyor.

Evin her köşesi ayrı bir keyif, bir sürü değişik çalışma köşeniz olur, bunları sıklıkla değiştirebilirsiniz. Hop burda, hop kapı arkasında:)

Mola anları çok şahanedir, uzun zamandır boyamak istediğin ahşap kutu boyanabilir, hoop atkı bitirilebilir, çiçekleri sulayabilirsin, ne zamandır yarım bırakılmış kitap okunabilir, spora başlanabilir. O vakitsizlikten yapılamayan her şeyin kontrolü elinde. Kendi çalışma saatlerini belirleyebilmek oldukça güzel bir durum. Verimli olmayacağını hissettiğiniz bir günü dışarıda geçirebilir, işleri gece sessizliğine erteleyebilirsiniz.

Giderek minikleşen teknoloji sayesinde, her yer iş yeri. Seyahat engeli sıfır:) Bu bizim için oldukça harika bir durum tabi. Netbooku çantama sığdırdığım müddetçe, her yere kolayca gidebiliyorum sevgilimin peşinden, aklımda işler kalmadan. Pazartesi sendromu yok, hooop "bugün derhal hafta sonu ilan edile!" demem yeterli:)

Beni çok yoran kıyafet sorunu sıfır. Saatler boyu seçmek, karar verememek, sinirlenmek… Oh ne ala! Tamamen mutluluk verici kostümlerle çalışmak gibisi yok. Hiç değilse benim için. Ama bu galiba zevk meselesi, diğerini tercih eden, "evde kapalı kalamam ben"ler de oldukça fazla. Yol, trafik, yetişme, gecikme, mesai, işin bitmemesi, istediğin gibi plan yapamama sorunları da ortadan kalktı, benim için. Yol dediğin nedir ki? Yataktan kalk, 5 adım:)

Müzik zevkim konusunda, uzlaşmaya varmak zorunda değilim. Ofiste ayrılık acısı taşıyan birinin, arabesklerine kulak vermem gerekmiyor, günüme uygun listelerimden her hangi birini dinleyebiliyorum:)

Benim bünyem, özgür oldukça daha verimli olmaya programlı. Kendi halime bırakıldığımda, şahane işler çıkartabiliyorum, müdahale anındaysa, solan bir çiçekten farksızım. Saate bakmadan, çıkış saatine ne kadar kaldı hesaplamadan, "bugün işe gelmemek için neler vermezdim" hissi olmadan, tam kapasite çalışabiliyorum.

Kahveye gelen arkadaşını mola saatine denk getirdiysen ne mutlu sana. Erken kalkmak zaten bir alışkınlığınsa. İlmek ilmek emek vererek ortaya çıkardığınla övünüyorsan. Ve sana her adımda yardımcı olan bir sevgilin varsa.

O zaman bu sıcak yaz günü, şekli ne olursa olsun yaz gününde katlanılmayan bir yol çekmeden, çiçekli elbisenle, rüzgâr perdeleri dansettirken, evdeysen, sevdiğin işi yapıyorsan ve bir de dolapta çilekli dondurman varsa,

çok şanlısın demektir.

9 Comments:

  1. paNDuf said...
    Herşey güzel ..
    Özellikle DailyCandy dostluğu :)

    paNDuf
    pisikopati said...
    Benim de evde çalışma ile ilgili kendime güvenemediğim şey tam da bu otodisiplin bölümü. Mutlaka tembelleşirim gibi geliyor. Belki senin dediğin gibi bir süre sallanıp sonra düzelinebilir..(bu nasıl bir kelime böyle:)
    Robin Goodfellow said...
    ben de evde seans yapmak istiyorum :D
    melda said...
    sanırım gençliğin ilk dönemlerinden beri böyle evtipi çalışmaya alışkın olduğumuzdan böyle mutluyuz. insanlar bizi garipsiyorlar belki ama ben de hergün şıkır şıkır giyinip işe gitmeyi garipsiyorum. özgürlük sıfır!
    Tanya's said...
    Oh ne ala demek istiyorum..kıskanmadan..
    deryik said...
    ben de evden çalıştım ankaradayken, arada ofise giderek. yok olmuyor. bana ofis lazım. belki de şundan olmuyor, evdeki ritmimi oturtacak kadar evde kalamıyodum, araya ofis giriyodu. ama tezde de yaşadım bunu. günlük tempom kayıyo, gece kuşu oluyorum ya da dalıp gidiyorum, sandalye şeklini alıyorum. beceremedim tam. ama özlüyorum arada, o ayrı :)
    esra aycan said...
    sevgili denizkızı,

    homeoffice başlıklı yazınız çok şeker. ne güzel anlatmışsınız. içten üslubunuza takılıp bütün blogunuzu karıştırdım dün gece. oysaki google'dan bulmuştum sizi öyle bir uğrayıp gidecektim. kelimeler ve kediler çekti beni kendine :) sizinle ilgili evden çeviri yaptığınızı anlayabildim bir de hayatınızdaki herşeye ne kadar aşkla bağlı olduğunuzu. nazarlar değmesin aman :)
    homeoffice başlıklı bu yazınızı evdeofis.com sitemizde paylaşmayı çok isterim. biz sitemizde evden çalışan insanlarla ilgili röportajlar ve haberler yayınlıyoruz. sizi de aramızda görmekten büyük mutluluk duyacağım. konuyla ilgili bana bilgi@evdeofis.com adresinden ulaşabilirsiniz. e-mail adresinizi bulamadığım için burdan yorum kısmından size ulaşmaya çalıştım. sevgier
    esra
    mermaid said...
    @panduf: görselleri çok cici dimi.
    @pisikopati: korkunda haklısın bugün hiç bşy yapamadım mesela ben:)
    @puckrobin: dalgacı:)
    @melda: evet alışığız:)
    @tanya: sen ikisini biliyorsun zaten:) ve kıskanma çipin yok zaten:)))
    @deryik: karışık mevzular işte:)
    @esra aycan: mail yolladım size.
    Kirevi8 said...
    Merhaba denizkızı,
    Yazınızı yüzümde kocaman bir gülümseme ile okudum.Tamda aynı konuda kendi bloguma yazıyorken ,tesadüfen size rastgelmem çok hoş oldu.Söylediklerinize aynen katılıyorum, sadece benim eşim ve oğlum illa yemek diye tutturuyorlar maalesefffff yemek pişiiyorum
    ha bi de hobileime hiç zaman ayırmıyodum,ama madem siz yapıyorsunuz bugünden sona bende başlayacağım
    sevgiler
    Semra

Post a Comment



Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa