nihayet blog!




Mutluyum ben! Ve dahası kuşlar kadar hafiiif...

Hep bir telaş halinden yazamadım ve söyleşi haberi tepede kaldı.

Bütün bir hafta, açıklanamazinsanhalleri vol.1 i bitirdim, sonra tam kafamı dinleme haline geçiyordum, aha vol.2. Ben hakikaten bazı insanları daha doğrusu bazı insan davranışlarını anlamıyorum, anlayamayacağım, anlamak üzerine kafa yormak istemiyorum. Ve belki de kolayı seçiyorum, hooop üzerlerine bir çarpı işareti onları dışarda bırakıyorum.

Kozam kozam benim cici kozam.

Şu sıralar gecelerimiz hep uzuyor, dışardaysak geç geliyoruz, sonra evin tadını çıkarıyoruz, geçen cumartesiyi sabah 6.30'da kapadık hatta. Film, dizi, oyun, vırvır derken yapacak bir sürü şey buluyoruz ve çok fazla birlikte vakit geçiriyoruz. Hiyu! Havalar serinledikçe, akşam keyfine kahveleri de aldık yeniden.

Evde yapacak bşyler istiyordu canım. Zihin dağıtmak için, dinlenmek için. Yani ben maharet abla olmasam da, veya fotoğraflayıp sergilemesem de, cici şeyler boyarım, anahtarlarımızı astığımız baloncuklu bşy, mor bir gazetelik, çeşitli taşlar, şamdanlar, şişeler ilk aklıma gelenler... Hani bazı -aklı başından gitmiş- bloggerlar gibi ayakkabılarımı fotoğraflayıp koymasam da ayakkabı giyiyorum ben, onun gibi:)))

Sonraaa dün, benim en süper bir arkadaşım geldi, muhabbet, kahve, sigara derken, funda'dan gördüğüm ve hastası olduğum şeyi ona sordum. Funda da, daha önceki makarna vakasında olduğu gibi, çok yardımcı oldu, vırvır bütün gerzekçe sorularımı yanıtladı ama dilini bilmiyordum. O deli arkadaşım, bir şeye bakar ve bana anlayacağım dilde tercüme eder, gerekirse resim çizer, gerekirse şablon yapar, gerekirse şarkı söyler, gerekirse en aptalın bile anlayacağı komutlar yazar. Hep "röleve alan bir insan tabi bunu şıp diye çıkarır" dedim durdum:)

Veeee: http://attic24.typepad.com/weblog/neat-ripple-pattern.html

Buna başladım. Elimdeki talimatlara baka baka yapıyorum, alıştım bile artık. Bu kış zilyon tane atkı, bere ve çorap örmek yerine, enerjimi buna vericem. 85 yaşıma geldiğimde, sevdiceğimle yürüyüşten dönmüş, sallanan sandalyede çayımızı içerken, dizlerime örtmeyi planlıyorum. Büyük ihtimalle o zamana yetişir.

Aynı anda her zincirde bir kere "eylül" dicem, üç gün. Ve sonbahar gelecek!

Not: Zevkle okuduğum bloggerların, örneğin; "aslında çok zor" daha çok daha çok yazmasını istiyorum. Bir de şurdaki fotoğraflara bayılıyorum. Bir de o hep yazsın istiyorum, ne olursa olsun. O ise hep neşeli olsun. Bu ise, postlarını ve gevezelik etmeyi çok özlediğim biri:)

Fotoğraf: Gelibolu dönüş yolundan.
pek sevdiğim ayçiçekleri ikindi ışığında boynunu bükmüş.

10 Comments:

  1. Tanya's said...
    Denizkızım,

    Açıklanamazinsanhalleri Vol.3 cok yakına hahahyt..sana birşey diyeyim en şahanesi çarpılar.

    O battaniye mümkün değil..ı-ıh..

    Ahahaha bende bugün bir ayakkabı koydum..giyiyorum ya...gitmiş midir aklım..ama gitti bugün..gitti..

    Şimdi iyisi mi ben bugün gidip yarın geleyim..daha neşeli olurum..olmaz mı?
    mermaid said...
    @tanya: hayır tabi ki değil, sen değil. öyle değiiiil. anladın sen onu, bütün dolabı yere dökmek, numaralandırmak, marka belirtmek gibi davranışları kastettim:)))
    joy said...
    birgun 6 bucuga kadar uyumadan yanında durabileceğim birini bulmaktır tek emelim!
    mermaid said...
    @joy: heheh:) eminim bi yerlerde seni bekliodur:)
    funda said...
    oh beee ben de bu haberi bekliyodum... ne meraktaydım ...ne sevindim...
    defneyleyasamak said...
    tatlı deniz kızım benimmmm...
    deryik said...
    yazıcam ama hmm... yazıcak bi şi yok. poyf.
    sardunya said...
    Sağlam arkadaşım benim! Söz!
    HamaratDiva said...
    battaniye süpermiş de azcık deli işi sanki... bir de önce örgü öğrenmek lazım tabi ki :)
    deryik said...
    bi de bana diyo. sen daha çok yaz esas. hıh.

Post a Comment



Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa