tek taş mevzuu

Geçtiğimiz günlerden birinde metroda bir kızın sevgilisine (!) alması gereken tektaşın boyutları, şekli ve pahası hakkında verdiği direktiflere kulak misafiri oldum istemeden. Daha doğrusu, bütün vagona naklen yayın yaptılar. Zavallı çocuk talimatları bütün gücüyle zihnine kaydetmeye gayret ederken, aynı anda biricik sevdiğinin gözlerindeki hırsı anlamaya çalışıyordu.

“Aralarındaki ilişki hangi noktada bu zavallı hale dönüştü, hep mi böyleydi”, “bu kızın hayatındaki adama aldıracağı “yüzüğü” bu kadar detaylı tarif etmesine sebep olan annesinden öğrendikleri mi”, “kendisinde bu kadar paha biçilmez olarak gördüğü ne”, “kadın erkek eşitliği ifadesinden ne anlıyor”, “kendine bir köle alsa daha mı iyiydi” gibi sorular kafamda uçuştu. Hani bu tip birine “başlık parası” desen “böğk ne banel çağdışı” falan der, ama kendisi her konuda pazarlık yapar evleneceği insanla. Salondaki eşyalardan, takılacak yüzüğe, balayında kalınacak otelin yıldız sayısına kadar. Üstelik metroda, birçok insanın dinleyebileceği şekilde. Çünkü zaten olayın asıl amacı da bu şovdur! Ve işte yine bu insanlardır ki, evlilik hazırlıkları esnasında gerilen, “birbirimizi tanıyamaz hale geldik” diyen, ve benzerleri de bu gibileri sakinleştirir; “çok normal tatlım, biz de öyle olmuştuk.” Sebep? Evlilik denen, aynı çatı altında yaşamaya dair kutsal sözün sembolik bir imzası değil mi? Neyi paylaşamıyorsunuz? Bu kadar büyütülen ne?


Bu kızın bir blogu varsa, muhtemelen birkaç gün sonra “sevgilim bana tektaş aldı, tanrım hiç beklemiyordum düşünceli aşkım benim” diye bir yazı yazacak.
Oysa ben, her kadın erkek ilişkisinde “sevgili” kelimesinin kullanılmasına karşıyım.

Ne bileyim mesela, kadın belki de hayatında o kelimeyi hiç kullanmamış ama sadece okuyan/dinleyen diğer kadınlar için “sevgili” diye bahsediyor adamdan, oysa adam bildiğiniz “Hulusi”. Göbekli, tv kumandası elinde bir adam.
Dolayısıyla “sevgilimle alışverişe gittik” cümlesinin alt metninde şu var; adam kapıdan giriyor “ne yemek var hanım” diye haykırıyor, kadın; “sabah para bıraktın mı ki yemek olsun” gibi bir yanıt veriyor ve alışverişe çıkıyorlar. Sonuçta kadın bunu cümleye dökerken “sevgilimle alışverişe çıktık” diyor, böylece en sevdiği pembe dizideki hayale bir adım daha yaklaşabiliyor ve kadın arkadaşlarına çizdiği tabloyu bu sözcükle tamamlıyor. O göbekli Hulusi, kitap okumayan, sanat zevki olmayan, dünyaya bin yıldır aynı dar pencereden bakan, maç izlerken iki bira çakan recep ivedik, birden “sevgili” oluveriyor. Bu bağlamda kadın da bir basamak atlıyor. Birden hop; sex and the city hatunu; “ah çok çılgınım evliyiz hala sevgili diyebiliyorum” oluveriyor.

Aşk kelimesi ne kadar eşsizse, sevgili sözcüğü de bir o kadar özel. Söz konusu ilişkide nişan bohçası, bilezik ve benzeri bilumum mücevherat, sizin taraf şunu yaptı bizimki şunu falan gibi çıkar ilişkilerinin geleneksel halleri varsa, o insana sevgili demek, cosmopolitan gibi dergilerdeki yaşamları taklit etmektir sadece.

Ben mi anlayamıyorum? Bu kadar hesabın döndüğü ilişkide bireyler birbirinden nasıl sevgili diye bahsedebiliyor? Ne zamandır çiçek alıp almadığını muhasebe defterine kaydediyorsan o ilişki bir sevgililik hali değil, olsa olsa bir ortaklıktır, dostlar alışverişte görsündür. Ne bileyim ben çiçeklerin koparılmasına üzülürüm mesela, ipler dolanınca sanki boğazları sıkılıyormuş gibi gelir. Gül hiç sevmem, bence ucuz romantikliktir. Elbette ki sevgilimin bana çiçek alması –kır çiçekleri- hoşuma gider ama “evlenme teklifi edeceği akşam bagajdan 333 tane gül çıktı” falan gibi sürprizlerin aşırı sığ olduğunu düşünürüm. Ne yani bütün düşünebildiği bu mu? Tanrım vay canına! Yaratıcılıktan uzak, taklit bir şey. Sonra işte kim kimi kaç kere aradı. Ona göre adım atmak, stratejiler… Daha geçenlerde, evli birinin, bir bekâra, adamı nasıl nikâh masasına oturtacağıyla ilgili stratejileri anlattığını duydum. Bu aşağılık ve hesapçı bir tavır değil de nedir? Nedir siz bir kabile falansınız da, nikah masasına oturtulması başarılan her adam için bir madalya takıyorsunuz gibi bir anlaşmanız mı var?

Veya “koca” kişisini tamamen “sponsor” olarak görmek… “Aşkım bana fransa’dan parfüm getirmiş, sakın eli boş dönme demiştim zaten” falan şeklinde cümleler…

Ne aşkı ya, hangi aşktan bahsediyorsun? Ortak yaşamınıza sen ne kattın ki? Dahası senin varlığın onun dünyasına ne kattı? Hiç değilse, sponsorun olduğu için duyduğun saygıdan ötürü bu kadar küçülmemelisin... Ne bileyim, uçakta ikram edilen iki çikolatanın birini sensiz boğazından geçmediği için cebinde saklaması daha değerli değil mi? Sevgiyle ve neşeyle sürprizler yapmak, hediyeler almak başka bir şey, bu “aldım verdim ben seni yendim” başka bir şey. Ne bileyim, sevdiği erkek için yapılacak fedakârlıkların en büyüğünü, dolabındaki bütün gömleklerin ütülü olması, akşama sevdiği yemeklerin pişmesi olarak gören kadın âşık mıdır sahiden? Aynı kadının romantizmden anladığı da, en fazla mum ışığı ve şaraptır zaten. “Ah yıldönümümüzde sofrayı en sevdiği yemeklerle donattım, iki de mum yaktım” durumu. Yine aynı kadındır ki, çocuk sahibi olunca, “nihayet mükemmel erkeği yarattım; işte oğlum” şeklinde bu gömlek ütüleme, doyurma falan tarzındaki sevgiyi oğullarına akıtır ve kocalarının pabucunu dama atarak buğulu gözlerle; “hiçbir şeye benzemiyor bu sevgi biliyor musun?” derler. İyi de, sen hiç âşık olmamıştın ki zaten.

Ya da örneğin, “benimki çocuk istiyor artık” diye bahsettiğin adama “aşkım” diyemezsin. “Kocitom”, “aşkitoşum” falan de geç. Eve alınacakların hangisini onun tarafı, hangisini senin tarafın hesapladığın biri senin sevgilin olamaz. Balayı için gideceğin yer konusunda –ki balayı da ayrı bir başlıkta incelenecek bir gariplik- kavga edebildiğin insanı kalpten bir sevgiyle seviyor olamazsın. “Balayında maldivdeydik” cümlesini kurabilmek için kendini yırttığın bir ilişki sana hiçbir şey katmaz. Veya hayatlarındaki erkeğin işi, kariyeri veya ondan ötürü tanıdığı insanlardan övünerek bahseden kadınlar… Hani evlenince başın göğe ermesi durumu ve evlilikten mütevellit saygınlık. “Ah bizimki çok yoğun şekerim, bütün hafta toplantısı vardı hafta sonu da yurtdışına çıkıyor, biz de yılbaşına bilmem nerde girerek telafi edeceğiz.” Müdür karısı sendromu. Bütün olayı bir adamın bir şeyi olmak olan insan. Aktiviteden aktiviteye koşan çift. Bu acınası gelmiyor mu size de?

Özel günlerde kimin annesinin önce aranacağı sohbetini yapabildiğin bir insan sevgilin olamaz. Tamam kocan olur, hayatındaki erkek olur, başka bir şeyin olur ama sevdiğin olamaz. Çünkü aşk bu değil. Bunun adı başka bir şey, belki evlilik, belki moda deyimle “seviyeli bir ilişki”, belki başka bir şey. Ama aşk değil!

İşte bu yüzden, bunların dışında bir aşkla sevdiğim, bu dengelerin üstünde bir tutkuyla bağlandığım için, benim sözlüğüm en güzeli. Bu yüzden “en ilkel haliyle”;

O benim sevgilim!

Kesinlikle!



17 Comments:

  1. deryik said...
    fenasın sen :D
    SD! said...
    Kopartmışsın. Bunu facebookta linklesem listemin yarısı beni linç eder ya.
    joy said...
    ahaha tam böyle bir arkadasım var .
    onu tanıdıktan sonra yazmıs olmalısın kesin bu yazıyı. kesin bir yerde onu gördün.
    çünkü bu o :) !

    ama çok yazık ki bazı insanlar gercek askı bulamıyor.elindekini gercek aska yaklastırmaya calısıyor.sanırım bunun yolu para,pul,marka vb.

    eminim hergün şükrediyosundur haline...
    Tanya's said...
    Ahahahyt...yıkıldım denizkızım burda...
    pommeler said...
    alkışlarım ellerim kızarana kadar
    defneyleyasamak said...
    böhüüüüüüüüüüüü
    Robin Goodfellow said...
    Ohh nasıl güzel yazmışsın ellerine sağlık. Bizimişyerinde bir kız evlenecek de neler neler çektiriyor çocuğa bir görsen . Bunlar için evleniyorlar zaten kızlar, prestij için, başkası için, gösteriş için. Bununla ilgili bir sürü ayzı yazdım ama sen olayı toparlamışsın işte.
    ELÇİN'İN YERİ said...
    ellerine yüreğine sağlıkkk:)

    aynı düşüncelere sahipken etrafımda bu tür örnekleri görünce hangimizinki doğru ben mi aptalım MADDİYATÇI olmadığım için veya bu nedenle mi kaybeden ben oluyorum diye düşünmeden edemiyorum ...

    hele o aşkitom lafı varyaaa...beni deli ediyor
    özge said...
    valla kızlar o kızlardan olun.Yoksa kafanızı çooook vurursunuz duvarlara,ben istemem.Ama hep kızar çevremdekiler.
    evlenince diyorsun ya deniz kızı sen ne yaptın adama ne kattın,en katmayan bile neler katıyor bilsen.
    eğer katmazsan evli kalamazsın zaten.Artı hiçbir erkeğin kimseye karşılık almadan sponsor olacağı fikrine asla inanmıyorum.ben.Mutlaka çok daha fazladır ona getirisi.
    O yüzden bence istemek daha akıllıca en azından oyalanıcak bir şeyler olur.
    yass said...
    ozge'nın dedıgı bır bakıma dogru. cevremde herkes "oyle" lerının daha kıymetlı oldugunu soyluyor:)

    ben ıse olamam herhalde. ıhtıyacım olana bıle var dıyemem zaten. ben de seyı anlamıyorum. bole evlılık hazırlıkları sırasında karsındakını hıc dusunmeden sukadar altın bu kadar yat kat ıstıyorum dıye lıste yaparlar. erkek adam hıc aman bu kız ne dusuncesız demez.. vazgecmez.. neden
    funda said...
    denizkızıcım ben de imzamı atabilirmiyim bu söylediklerine..
    zeynep said...
    hislere tercüman olan eller dert görmesin :-)
    duygu said...
    bu tespit tarihe geçer bence...
    inanılmazsın!!!
    DaiSy said...
    Tebrikler. Çok güzel ifade etmişsin. Gerçek sevgi bu küçük hesapların üstündedir her zaman.
    Sen Gelince said...
    Vay beee:) Ne denebilir ki bunun üzerine... Daha güzel anlatılamazdı...
    pisikopati said...
    mermaidciğim, sevgilim yerine davşanım da kabul edilebilir mi bu bağlamda:)

    bir de yazını okurken benim "bey"in yaptığı bir tespit geldi aklıma. Kendisi bol hatundan müteşekkil bir ofiste çalışıyor ve gayet iyi para kazanan, iyi eğitim görmüş, rahat bir hayatı olan bekar kadınların, evli arkadaşlarının yanında kocasız evde kalmış ezik muhabbetine kapılmalarından çok rahatsız olduğunu söylüyor. Her öğle yemeğinde koca bulma muhabbeti yapıyorlar yakışmıyor ayıp ben utanıyorum diyerek.. Yani aslında erkeklerin de akıllısı olayların farkında ve sponsor olacakları değil hayat arkadaşı edinecekleri birilerini istiyorlar.
    elma tarçın said...
    merhaba,
    bu guzel yazıyı sımdı okuma fırsatı bulabıldım. ve dusundum derıın derıınn.. altına ımzamı atabılecek kadar sızınle aynı fıkırdeyım. bır tek konu harıc. sevgılınızı secebılıyorsunuz ama malesef aılesını degıl.. ve bır zaman sonra anlamlandıramadıgınız ve engel olamadıgınız bır donusum yasıyorsunuz ıster ıstemez. bır savunma mekanızması ve ardından yasananlar sıddetlendıkce evıne gelenlerın hangı taraftan oldugunu ayırt etme zorunlulugu :( eşimle hiçbi zaman tanımınızdakı sevgılı kavramının dısına cıkmadık bu konu harıc. sımdı dusunuyorum. bu bızı sevgılı olmaktan alıkoyar mı?? bence hayır.. kendı secımımız olmayan seylerın golgesı dustugu zaman uzerınıze kosullar degısebılıyor malesef..

Post a Comment



Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa