Ben şu evrene mesaj gönderme hadisesini bir türlü anlayamadım, anlayamadım, anlayamadım. Benim bildiğim bir merci var, dilek, istek, talep ve benzerlerini direk oraya iletirim. Direk. Mektubun yanlış adrese gitme riski yok. Bazen olduğu gibi anlatırım, bazen naz yaparım, bazen mektup yazarım, bazen olgun davranır sadece ister ve beklerim. Şimdiye dek, boynum bükük döndüğüm, geri çevrildiğim hiç olmadı. Kafama takılır bir şey, içinden çıkamadığım olur, sorarım, sessizce beklerim, yanıt mutlaka gelir. Beni cevapsız bıraktığı hiç olmadı. Karanlık bir odada çaresiz kaldığım ve köşeye sıkışmış hissettiğim hiç olmadı. Umutsuzca bir şeyleri tırmaladığım, asıldığım veya dolap beygiri gibi aynı yollardan geçip durduğum, aynı duvarlara çarptığım hiç olmadı. Haliyle hayatın getirdiği zor günlerim olduğunda bile huzurum hiç kaçmadı. Bu yüzden başkaları “çok güçlüsün” dediğinde şaşırırım, çünkü güç hani moda deyimle “içimde” değil benim, Kalbimdekinde. Bu nedenle de bitimsiz.

Yok anlamıyorum. Bin yıllık geleneklere, istediğin şeyin resmini çizip ağaçlara bağlamalara burun kıvıran sosyetik ablalar, aynı şeylerin fotoğraflarını bir dergiden kesip ajandalarına veya görebilecekleri bir yere yapıştırınca mı sevimli oluyor? Ağaca çaput banel, “wish list” elit. “Aaa bizim oralaaada buna okuyan bi’ tiyze var, okutalım seni gari” diyen teyze komik ama “enerjiyi hissediyor musun sağ elimden geliyor” diyen garip ve robot gülümsemeli kadın/adam güvenli öyle mi? “Suyun bile enerjisi var, güzel şeyler düşünerek içersen bla bla…” diye şifa ummak çağdaş, ama sınava girerken okunmuş şeker çağdışı? “Olumsuz konuşma kötü şeyleri çağırıyorsun” mu doğru bir cümle yoksa yüzlerce yıl önce, zatına bu çekirdeklik yazımda adını geçiremeyecek kadar titrediğim Birinin “ya hayır konuş ya sus” cümlesi mi? “Yediklerimizin enerjisi var”ı ben emekle kazanılan helal gıdaya bağlıyorum, daha net bir denklem değil mi? İstihare yerine, “rüyalarımız biziz, kontrol edebiliriz” mi daha havalı geliyor anlamıyorum. Çaput anane işi ben en iyisi çakra açayım!

Kuantum fiziğinden çıkıp bana zaman yolculuğunu anlatırken komik olmuyor musun sence? En çok da bana anlatırken, çünkü en yakın örnekle Çanakkale savaşındaki zamanın neresinden geldiği bilinmez askerlerin hikâyeleriyle büyüdüm ben, o topraklar benim evim, zaman yolculuğunu senden dinleyemem. Bin yıllık hissikablelvukuyu “her şey enerji, hiç tam da düşündüğünüz birinden size telefon geldiği oldu mu” diye anlatmayın bana. Ya da o pembe kitabı okuduktan sonra “aaa tasavvufta da var bunlar” demeyin, “da var” evet, ya sabır. Güldürmeyin kuzum. Nedir yani biri çok “cool” diğeri demode mi? E haliyle, “güneşe selam” verirken fotoğraf çektirmek çok huzur verici ve normal, ama ne bileyim, vaftiz töreni, hanukkah veya hadi klişe örneği vereyim namaz kılarken koymak bööğ! “Din değil yol” savunması bütün bunların kaynağını gayet dinsel ritüellerden aldığı gerçeğini ve uygulananların din kaynaklı oluşunu değiştirmiyor üzgünüm. Tamamen sınıf meselesi değil mi bu o zaman? “Selam bu benim papaz, beni okurken” fotoğrafı hiç görmedim ben. Ama benzer şifa seanslarına dair her şey gayet afişe. Uzakdoğu felsefesi mi? Doğu sensin bizzat farkında değil misin uzağa gidiyorsun?

Tüm öğretiyi biliyorsan, farkındaysan hadi bir derece ama pilates kursunun yanında indirimli geldi diye Çin yılı kutluyorsan, komiksin işte. Detoks paketinin yanında olumlu enerji dersleri almak tamamen basitlik. Samimiyet varsa, zaten bütün hayat Konfiçyus ilkeleriyle yaşanabilir, bunu anlarım ama rengini sevdi buda heykeli, moda diye feng shui, ah xmas geldi ağaç alalım, şuraya da bir semazen biblosu koymalı karmaşasını anlamıyorum. Oturduğun şehir bile estetik kaygıdan uzak, apartmana sıkışmışsın, bilmen neyin güneşe bakıyor, aferin sana! “Tütsümle şifa dağıtıyorum” bravo, mumlarını da yak konsepti tamamla!

Çilek perilerine inanıyorum demek bile daha mantıklı geliyor bana. En azından bir temele dayanıyor. Hiç değilse net. “-Mış gibi” yapmıyor. Evet, bir din yok, “ah bu bir yoldur, din değil…” durumu ama basbayağı en ilkel dini ritüelleri daha çarpık bir şekilde uygulamak bana samimiyetsiz geliyor. Bu şey gibi, batılı birinin kendini sufizme adayıp, aradan tanrıyı çıkararak “ah döne döne dengemi buldum mary” demesinden farksız. Ortadoğu yodası da Mevlana mı yani? Bu kadar basit mi bu işler?

“Evrende serbest bir halde dolaşan enerji” ifadesini de ayrı bir başlıkta inceleyebiliriz. Neden serbest, neden dolaşıyor, yorulmuyor mu, amma gezenti vesaire. Bana bu isim tamlaması bir korku filmini çağrıştırıyor anca, veya olsa olsa manşetten bir üçüncü sayfa haberini; “evrende serbest halde dolaşan enerji bugün de rahat durmadı. Üç kızı nehirde boğan e.s.h.e.’nin eşkâli yine belirlenemedi.” Enerji serbest ama enerjiyi aktarana para veriyoruz neden? Cem yılmaz’ın esprisi geliyor aklıma: “Sevgi? İçinde. Kdv? İçinde, içinde.” Evrendir, torpildir dendiğinde “burada da mı torpil yetti be” diyesim geliyor, çok mu basitim? Secret evet, çözmüş, borsada tüyo veriyor sanki. Uçan Spagetti Canavarı bunlardan mantıklı. Ona inananları çok daha samimi buluyorum. Bunların hiç birine inanmayanı da.

Mesela bu çekim yasası “başkasının derdini dinleme ve konuşmasına da izin verme, bu olumsuz şeyleri çağırmaktır” diye fısıldıyor ben mi yanılıyorum? “Ben olumsuz şeyleri, dert anlatan insanları sevmem, dinlemem çünkü enerjimi düşürür” diyen sözde “pozitif” insanlar çoğalmadı mı sizin etrafınızda? Bencilliğe övgü, bravo. “Haber izlemem ben moralimi bozuyor” Evet, bravo sen kafanı kuma gömünce, şehit annelerini izlerken kâh ağlayan kâh ağız dolusu küfreden –pardon negatif enerji oluyordu değil mi- kişiden daha üst seviye insan oldun, tebrikler, 10 points. Evinize, hayatınıza şiddeti alın demiyorum, sadece bu “kumda oyniyim çöp batmasın”cılığı anlamıyorum.

Nedir olay, okuduk ettik, evrene doğru mesaj gönderelim, dilediğimiz olsun. Bir boşluk, bir bulutsu hal, bir tembellik, bir ayakları yere basmazlık. Kaygan bir zemin. Amaç aradan yaratıcıyı çıkarmaksa, eyvallah anladım, baştan niyeti belli edin de biz kurcalamayalım. Bu bana, ne yemek pişmesini istediğini evin annesine veya yemek işlerinden sorumlu bir diğer kişisine “bana makarna yapsana” diyerek net bir şekilde belirtmek yerine, kendi kendine makarna meditasyonu yapan bir çocuk olarak evde dolaşmak gibi geliyor. “Makarnaaaaa… Makarna… İnanıyorum bir gün yiyeceğim” hali. Evet bütün kozmik güçler birleşecek ve makarna yiyeceksin. Kesin! İşte tam da bu yüzden birilerinin ruhu gökyüzünde kanat çırparken, sen o kitapları okuyorsun, okuyacaksın. Anca işin felsefesinde kalırsın. İlk durumda hiç değilse seçenekler belli, evet makarna yapılır, hayır anne yorgundur makarna başka zaman sarkar, hayır evde makarna yoktur gidip alınır, evet makarnanın yanına bir de köfte patates eklenir, hayır sağlık sorunuyla ilgili bir diyet makarnayı yasaklamıştır olmazdır. Bunlar ihtimaller ve ilk seçenekle bir sonuca ulaşıyorsunuz. Diğeri peki?

Hangi isteğin hangi adrese gideceği belirsiz, evrene yolla dostum! Sal gitsin, serbest enerjiyle kol kola gezsin. Tralalalala! İsteklerin sadece “zengin olmak, koca bulmak…” minvalinde olmasına hiç girmiyorum. Dünyevi mevzular. Sen iste yeter. Evren bilir! Kim o, tanışsak ikna ederim onu ben belki? Benim ruhumdaki sistemde, her konuda danışacağım adres ayrı ve bellidir oysa. Bu yüzden yolladıklarım bumerang olup gelip yüzüme çarpmaz.

Secret, karma, çekim yasası, men dakka dukka, hepsi aynı; eden bulur. Sen neysen, hayatın odur. Eyvallah. Ama şimdiki metotlar, bununla yüzleşmek yerine, kafanı kuma göm, kötü biri varsa yolunu değiştir, görmezsen o değilsindir, bak kurtuldun’u öneriyor. Bir de kendimi hangi sisteme ve doğrular silsilesine göre değiştireceğim ve hayatım değişecek? Bunu net koysa ya. “Olumlu ol, pozitif düşün.” –dikkat; “hayra yor” demiyoruz- Peki canım, çözdün bütün hadiseyi, ben daha önce akıl etmemiştim sahi. Sürekli olumluluk saçan “hayat güzel inan yeter” zikri çeken ablaların yaşamı neden genellikle en basit tanımla iç karartıcı açıklar mısın? Yanlış cümleleri tekrarlayıp duruyor olabilirler mi? “Rokaları doğrarken camdaki damlaları izledim ve hayatın bana verdiklerini düşündüm”le bitmiyor mevzu çünkü, bu tür bir ilişki emek ister. Evrene ya da her neyseye mesaj yollamak kadar, senin “evren” için ne yaptığın da önem taşır. Uzun mevzular.
Bu yüzyılın insanı olarak her gün sürekli artan bir şekilde bir sürü haksızlıkla karşı karşıya geliyorum/görüyorum ve üzgünüm ama ben bir insanın “ilahi adalet”e inanmadan bunların üstesinden gelebileceğine ve ruh sağlığını koruyabileceğine i-nan-mı-yo-rum!

Sahi kalplerinde bir karşılık buluyor mu bu “secret” işleri? Hani bir kıpırtı. İçten bir çarpıntı. Hani evin yaşlısının “bir şeyi 40 kere söylersen olur evladım”daki huzuru bu zamazingolarda bulabiliyor musunuz? Gece uyurken o tür kitapların kasetlerini –nette mp3leri de var tabi- kulağınıza taktığınızda mı bütünleşiyorsunuz benliğinizle, yoksa küçüklüğünüzden beri kendi inancınıza uygun o yarım yamalak duanızı edip uyuduğunuzda mı? Ne bileyim, “o arabayı istiyorum, hemen istiyorum, şimdi istiyorum, kesin istiyorum, bak resmini de çizdim, düşüneyim, yoğunlaşayım, olacak biliyorum” –hıhı patron sensin evet- durumunda mı daha emin ellerdesiniz, yoksa “hayırlarla olsun inşallah” diyerek daha büyük bir güce kararı emanet ettiğinizde mi? Çünkü insan her zaman, kendisi için en doğrusunu tam olarak bilemeyebilir. Dileğini akan suya anlatmak bazen daha evladır. Su gibi yolunu bulsun diye. Bazen hayır olmayandadır, o araba iyi ki sizin olmaz bazen. “Nasip” demek mi daha huzur verici yoksa “evren mesajımı .ötünden anladı herhalde” veya “çekim yasası ama çekiyorum çekiyorum gelmiyor” diye karalar bağlamak mı?

Ve evet, ben inceden de değil, açıkça dalga geçiyorum, tepeden bakıyorum bütün bunlara. Kesinlikle daha yüksek ve sağlam bir zeminde durduğuma eminim çünkü. Hayır hayır, tabi ki inananlara değil, hadisenin kendisine. Bence eski ve geleneksele inanmak istemeyen ve toptan reddeden, fakat haliyle doğuştan getirdiği ve fıtratının gereği olan bu açlığı ve köksüzlüğü başka bir şeyle doldurmak zorunda kalan kesim kolayca etkileniyor. Bir de cehalet faktörü var ki, es geçmemek lazım. –Bunların tamamına ihtiyaç duymayanları tenzih ederim- Eleştirmiyorum, hatta anlıyorum bile. Hadise komik gelse de, insanların durumunu üzücü buluyorum. İçtenlikle üzülüyorum. Hiç mi tonton babaneleri olmadı, mavi gözlü bilge dedeleri, hiç mi sararmış kitaplar arasında bunları anlatan bir şeyler görmediler, hiç mi kötü bir şeye karşın tahtaya vurmadılar, hiç mi hıdırellez görmediler, mesnevi de mi okumadılar da bu çok satan kitaplarda arar oldular cevapları… Yazık.


Ps: Lütfen tartışma açmaya yönelik veya bilgi yarışması tadında yorumlar bırakmayın, yayınlamam. Niyetim dünyanın en bitimsiz geyiği olan inanç tartışmalarından birini başlatmak değil. Kimsenin kendi tanrısıyla ne yaptığıyla veya tanrısının neden olmayışıyla ilgilenmiyorum.



14 Comments:

  1. deryik said...
    çinlilerin ve hintlilerin avrupalılara ve "avrupai"lere çok güldüğünü biliyorum. hobi niyetine inanç sistemleri. hayır bi kere de birisi thor'dan medet umsa ya, kuzeyden kuzeyden. o da binyıllar yaşında hem. en gelişmiş memleket iskandinavlar, thor, sif, loki filan işe yaramış belli ki.

    yine de, "Sema dans şovu" düzenlenen bir ülkenin kendine oryantalist halleri daha acıklı bence. düğünümüzde semazen döndürdük, kültür mozaiği yaptık! "kebabın yanında viski" hissi veriyor bana.

    iran olmaktan korkarak "Mevlana'nın torunuyuz, o olur bak, o cici" diyen tonlarca insan, iran-mevlana bağını bilmez. politik kalıplar. ben inanmasam da biliyorum. hem bu topraklar çok karışık. hititlerin bin tanrısı vardı. ordan başlasa insan okumaya, anca.

    en katolik haliyle perilere inanan bi arkadaşım vardı. ne perilerine laf ettirdi, ne katolikliğine. ben de samimiyetini severdim. öyle işte. aslında adının çok önemi yok; samimiyet gerek.
    n@zo said...
    Mermaidcim, trend sitesi olduğunu bile yeni öğrendin sen, bunları anlamaman normal :) Popülist yaklaşım.. Popüler olan herşey mübah çünkü.. Çünkü evrene mesaj göndermeyeni dövüyorlar, yerin dibine sokuyorlar.. Ondan tüm çaba..
    pisikopati said...
    Ben inanç konularında kendim birçok şeyi çözememişken başkalarına karışmayı pek haddim olarak görmüyorum ve elimden geldiğince de kimseye karışmıyorum.

    Sadece bir tek şeyi oldum olası garipsemişimdir, Anadolu maneviyat konusunda başı sıkışana çok fazla kaynak sağlayabilecek olmasına rağmen bir çok insan hiç bu kapıyı çalmadan gidip Budist felsefeden medet umuyor. Senin de dediğin gibi yanlış anlaşılmaya, tartışmaya çok açık bir mevzu ama senin öz kültüründe anlatılan şeyler seni hiç mi manen tatmin etmedi ki huzuru bu kadar uzakta arıyorsun diye sormak ister deli gönül bazılarına..
    Özgür Turan said...
    Başını kuma gömüp çevreye kendini kapatmak ile aktivist olabilmek arasında çoook ince bir çizgi var. Sen de bu çizgiyi çok güzel anlatmışsın bence. Kendi adıma büyük bir keyifle okudum. İnanç konusu tabiki kişiye özel, bırakalım isteyen Mevlana ile isteyen de secret ile yaşasın ve kendi yolunu bulsun. sevgiler..
    funda said...
    ay bu harika bi yazı dizisi olur hem de sürmanşetten..bayıldım bayıldım ben..ama anlatışına bayıldım kelimeleri dizişine bayıldım...dönüp dönüp okumak istedim..ağzına sağlık yaaa
    Prima Donna said...
    hani o uzun hikaye dediklerin var ya; sadece onlar eklenebilir bu yazıya. onlar da uzun hikaye işte:) müthiş bi yazı. abuk sabuk dolanan forwardlar var bi de. onlardan gelirse bir daha, linkini yolluycam cevaben:)) ne diyim ya bayıldım yazına bayıldım. Off çok uzattım eklenecek hiç birşey yokken hem de!! ben de bi yazı yazayım içimde kalmasın:)
    Prima Donna said...
    hani o uzun hikaye dediklerin var ya; sadece onlar eklenebilir bu yazıya. onlar da uzun hikaye işte:) müthiş bi yazı. abuk sabuk dolanan forwardlar var bi de. onlardan gelirse bir daha, linkini yolluycam cevaben:)) ne diyim ya bayıldım yazına bayıldım. Off çok uzattım eklenecek hiç birşey yokken hem de!! ben de bi yazı yazayım içimde kalmasın:)
    mortingen said...
    oturan boğa, gökyüzü çayırlarında atalarıyla at koşturmak isteyen özentilere gülüp geçiyor.ugh.
    pisikopati said...
    tamamen konu dışı olacak ama mortingenin yorumunu görünce biranda çağrıştı, cem yılmazın son filminde oynadığı kızılderili kahramanın adı "istenmeyen tüy" müş :)
    yass said...
    belli bir "guruh" var.. onlar yaparsa "modern, cağdaş vs" onlar yapmassa " örf, anane, egg kaka"..ama bu hersey ıcın gecerlı..bazılarının yapılan seylerı mubahlastırma ve elıtlestırme gucu olduguna ınanıyorum tabıı aynı zamanda o bırılerının cahıllıklerının tartısılmaz derecede olduguna da:)
    Berna said...
    "Sahi kalplerinde bir karşılık buluyor mu bu “secret” işleri?Hani bir kıpırtı. İçten bir çarpıntı." yazının özeti budur bence... Gerçekten çok içten bir yazı, çok sevdim. Dalga geçme şeklini de :))
    Anonymous said...
    Yazıya bayıldım, bu konu bu kadar mı akıcı anlatılır... Şu an içindeki seslerle konuşarak kitap yazan sonra yazdıklarının da kendince en iyilerini toplayarak yama yapan malum şahısın bu yolla kazandığı paralara popülerliğine bakınca böyle akıcı bir dile sahip kitap yazsa tadından yenmez gizli yeteneklerin bloglarla yetinmesine kızıyorum kendimce... Elinize sağlık.
    Ayşe said...
    Çok güzel bir yazıydı, düşüncelerime tercüman olmuşsunuz...Sizi severek takip ediyorum..

    Sevgiler...
    mermaid said...
    @adsız: teşekkür ederim mahçup oldum.
    @ayşe: teşekkür ederim efendim. Sevgiler.

Post a Comment



Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa