avam

Avam insanların birçok ortak özelliği vardır.

Mesela; ilk tanıştığınız dönem gösterdikleri aşırı ve lüzumsuz samimiyet. Onların “canım”, “bebeğim”, gibi kelimeleri tanışmanızın beşinci dakikasında kullanmaya başladığını görebilirsiniz. Buna en iyi örneklerden biri; Seda Sayan’ın “bacım” nidası olabilir. Bu tehlikelidir çünkü birebir ilişkilerde önce kendilerine ait hiç merak etmediğiniz saçma konuları anlatırlar, hemen ardından sizin mahremiyetinize girmeye çalışırlar. Onunla paylaşmayı hiç de düşünmediğiniz konular hakkında fütursuzca soru sorma hakkını kendilerinde görürler. Paylaşmazsanız, onlara göre ya ketumsunuzdur, ya kibirli. Simbiyotik yaşamayı ilke edindikleri için, sizinle de aralarındaki sınırı korumayı bilmezler. Paylaşmadığınızda da alınırlar. Dostluğuna güvenmeyin çünkü onun dostu olmak ışık hızıyla gerçekleşir. Bu size özel değildir.

Avam kişiler genellikle bir imaj, bir kişi veya bir tarza öykünürler ve ona uygun yaşıyor gibi davranırlar. Bu bir insanın günlük alışkanlıklarını taklit etmek olabilir. Sınıf atlama kaygılarını, zaten atlamış gibi göstermeye çalışmak olabilir. Bazıları solculuk oynar mesela. Hiç anlamadıkları yazarları okur ve yine anlamadıkları için hangisi neyi anlatıyor bilmeden üzerine konuşurlar. Bal yapmaz arı der ya büyükler, işte aynı ondan. Vızvızvız. Ne bileyim, mahalle parkında ucube aletlerde her sabah üç kere sallanmayı “sporu seviyorum” olarak size sunabilirler. Bu Hülya Avşar’ın tenis oynaması ve dergi çıkarmasına benzetilebilir. Olmayan bir alışkanlığı var gibi göstermek. Mesela; burhan altıntopun “ben de Nişantaşı çocuğuyum beni de aranıza alın” feryatları bunun biraz abartılmış halidir ama durumlarını tam olarak anlatır. Ona sorarsanız o da, diğerleri gibi dergide çalışıyordu hatta müdürdü, o da eğitimliydi, o da artık şehirliydi ama biz dışarıdan ne kadar garabet göründüğünü fark edebiliyorduk. O ise farkında değildi! Kilit nokta burası.

Size bir konu hakkında fikir sorar, sonra hemen o elbiseyi üzerine giyer ve hatta kendi dikmişçesine gururla taşır. Unutur, çünkü o sizi taklit etmeyi o denli içselleştirmiştir. Kopyala yapıştır onun mottosudur. Saçınız pembedir, size “aa nasıl yaşıyorsun o saçlarla dikkat çekmiyor musun” gibi bir soru sorabilir. Sonra siz içtenlikle “işte önce rengini açtılar sonra bik bik” diye anlattıktan iki gün sonra; siyah saçlı fotoğrafının altında “pembe saçlarım ve ben… Pembe saçlı olmak öyle bir şey ki...” diye şiirsel yazılar yazabilirler. O hakikaten saçlarını pembe sanıyor, kızmayın. Ve asla saçlarının siyah olduğunu hatırlatmayın, bunu duymaktan hoşlanmayacaktır.

Ayrıca en büyük ortak özellikleri, eleştirildiklerinde aldıkları hal. O canım cicim ve “hadi her şeyimizi paylaşalım” samimiyeti birden tamamen çirkinliğe dönüşür. Acayip hakaretler, açıklanamaz davranışlar, ancak mahalle kavgasında ağza alınabilecek cümleler. Şaşırmayın. Tabi ki ondan bir İngiliz asilzadesi olmasını beklemiyordunuz ama yine de hazırlıklı olun. Bu kadar öfke hangi arada birikti şaşarsınız, ama unutmayın onun bütün derdi siz olmak, gerekirse bunun için sizi yer bile.

Eğitim durumları genelde benzerdir. Ya yeterli eğitimi alamamışlardır, ya da almışlardır ama bunu bir baltaya sap edememişlerdir. Bunun verdiği aşağılık duygusuyla kendilerine bir uzmanlık alanı seçerler. Bu uzmanlık alanı aslında herkesin bildiği ve vakıf olduğu bir konudur. Ama olsun, o eşsiz bir insan olduğu için, eşsiz bir öğrenci/kadın/eş olacaktır. Mesela; eğer anneyse çocuk eğitimi; eğer evli ve çocuksuzsa; mükemmel eş olma gibi. Bunlar değişir; alışverişe meraklıysa ve güçlü bir sponsoru varsa; stil uzmanı kesilebilir, yeşil seviyorsa, sağlıklı yaşam konusunda ahkâm keser, çiçek seviyorsa, botanikte bir numaradır, düğme dikebiliyorsa tasarımcıdır, photoshop’u açabiliyorsa grafik konusunda dehadır, iki kere radikal gazetesi almışsa da siyaset uzmanı ta kendisidir. Eğitimli olduklarını iddia ederler fakat dikkat edin genelde çalışmazlar. Çalışmayı deneseler de iş hayatları uzun sürmez, bunu da kendi tercihleri, özgürlüklerine düşkünlükleri veya hiç olmadı “beyim istemiyor”la açıklayabilirler. Ve yaratıcı işlerle meşgul olduklarını iddia ederler. Hayır, tek neden, profesyonelliğin olduğu ortamlarda onun gibilerde yer olmamasıdır.

Bir adımlık işi on adımda anlatırlar. “Bugün vapura bindim” Hayır o önce, jeton alır, tanrım çocukken de böyle vapura binerdi onu anımsar, sonra ağır ağır insan kalabalığına karışır, sonra saatine bakar; aa vapur gelmiştir. Yavaş yavaş adım atar, kolunun altındaki gazetesini hatırlar ve vapura biner. İşte bu, maksat zengin dursun. Öyle ki; eğer yanında erkek arkadaş/ezik bir kız arkadaş gibi bir şey varsa, o sırada onu da kişisel fotoğrafçısı ilan eder ve yüzlerce vapura binme fotoğrafı çektirir. Bu küçük şeylere anlam yüklemek değil, fındık kabuğunu doldurmayacak meselelerle zaman öldürmektir.

Bu insanlar apartman kavgasında bağıra bağıra kapıcıya hep kendisinin su verdiğini söyleyen kişilerdir. Pazar günü siz balkonda kahvaltı ederken tepenizden halı silkeleyen ve bunu “bir Pazar evdeyim ne zaman yapayım canım” diye açıklayandır. Trafikte “canım kardeşim” diye parmak sallayarak konuşan adamdır. Lokantada garsonu “biliyoruz bu işleri bir siparişi karıştırmamak ne kadar zor olabilir ki” tavrıyla azarlayan insandır. Haksızlığa uğradığını hissettiğinde, eğer kadınsa, direk kocasına/sevgilisine sığınır; “beni çok mağdur ettiler çok üzüldüm aşkitom” der ve adam onu pohpohlar; “bırak ya onlar senin attığın tırnak olamaz, ne kendini üzüyorsun” minvalinde laflarla kırılan egosunu tamir eder. Ayrıca yine onların o samimiyet döneminde kazara birkaç şey paylaştıysanız, bu tartışma döneminde ortaya döküleceğinden emin olabilirsiniz. Aranızdaki bir mektubu herkese okumak, özel bir paylaşımı genele yaymak… Her şey olabilir. Amaç bellidir; şov yapmak. Herkese “bakın haklıyım o çok iğrenççççç biri ve beni ağlattııı” diye duyurmak. Çünkü bilirsiniz, mağduru oynamak hep işe yarar bizim buralarda. Bunu da “onun seviyesine inmiyycemm yorum size kalmışşş” havasında yapar. Seviye nedir rakım mı ben hala bilmiyorum, ama konumuz bu değil.

Sürekli saflık edebiyatı yaparlar. “Ben çok iyi niyetli olduğum için…” diye başlayan cümleleri onlardan duyabilirsiniz. Üzerilerinde böyle gereksiz bir neşe, samimiyetsiz bir pozitiflik vardır. “Hayat işte yara ala ala öğrenicem” geyikleri anlatırlar; sakın “bundan bana ne” demeyin. Bu kişiliklerini oluşturan en temel özelliktir. Sosyal hayatta insana yardımcı olacak birçok erdemden bihaberdirler ama bu “iyi biriyim ben” sıkı sıkıya tutunurlar. Ha bir de; “dobra”dırlar. “Aaa ben yüzüne söyleyemeyeceğim şeyi arkasından söylemem tatlım” derler; yani dedikodu ama daima inkâr. "Konuşsam ortalık sarsılır" kadar sır tutma yetisi. Patavatsızlığı açık sözlülükle karıştırmak.

En sevdikleri şey atasözleridir. Affedersiniz, atasözü bilmek bile bir görgü ve kitap okumak sonucu gerçekleşir, bunlar daha çok minibüs arkası sözlerle yaşarlar. “beni çekemeyen anten taksın”, “Çok da tınn”, “kalbinde yer yoksa güzelim korkma ben ayakta da giderim”, “kimseye hak ettiğinden fazla değer vermiyycekksin” gibi sözler. Bunları başlarından geçen olaylarda mutlaka kullanır, sürekli bu şekilde mesaj verirler. İlahi adaletin daima kendilerinden yana olduğuna emindirler. İlahi adalet ne de olsa işi gücü bırakıp onun ezilen gururunun tamir etmekle uğraşacaktır tabi, dünyadaki savaşlardan falan daha önemli bir konu. Bunun altında kendilerine âşık olmaları yatar. Kurtlar vadisi ve ezel karışımı bir felsefeye sahiptirler.

Afilli olması için bazı kelimeleri seçerler. Örnek verelim; mütevellit, binaenaleyh, velâkin. Bunlar genellikle edat/bağlaç olur ve kesinlikle yanlış kullanırlar. Örnekleyelim; portakaldan mütevellit meyve suyu. Bence pazara gidelim binaenaleyh. Seni çok seviyorum velakin sen çok iyisin. Bunlar gibi tamamen alakasız durumlarda şık bir edat veya bağlaç kullanıverirler.

Tavsiyem; bu kişileri yukarıda bahsettiğim özelliklerinden teşhis etmeniz ve derhal kapsama alanlarından uzaklaşmanız.

Şimdilik bu kadar.

Bir insan türünü daha gördük ve tanıdık :)

22 Comments:

  1. n@zo said...
    Tespitler harika, bunları unutmadan, atlamadan bir araya getirmek daha da harika! Okurken farklı farklı kşiler canlandı gözümde :))
    Anne Café said...
    off çok zor bunları ona anlatabilmek. insan bakar, ne olduğunu anlayıverir ama o öyle bir yalan dünya kurmuştur ki sen neresinden başlayıp ne kadarını anlatacağını şaşırırsın...
    pedro said...
    çok iyi, yer yer güldüm, yer yer tespitlere hayran kaldım, yer yer nefretinden tırstım, yalnız örnekleri genişletirken tutarlılığı kaybettin gibi geldi, hepsi aynı insan tipine ait değil bence. genellemeler buna yol açabiliyor,bir karakter neyi yapar, neyi yapmaz hikayesi vardır ya. :)
    joy said...
    çok çok çok iyi! bu yazıyı asla unutmamak ve aklıma bir sey takıldığında bir rehber kitap olarak kullanmak üzere kaydediyorum.
    :)
    yass said...
    :) okurken keske bır gun benı analız etse dedım..gozden kacırılmış bır sey yok gıbı sankı :))
    funda said...
    :) muckkkk
    Tanya's said...
    Nihohoho..beeebeeem....ne güzel yazmışsın..benim kapsama alanımda yok bunlardan..olursa da dar atıyorum kendimi cemberin dışına..ve fakat şemsiye atasözünü niye unuttun hehehe.

    Öpücük.
    Tanya's said...
    Ha bu arada..bizim arkamıza bakmadan kaçtığımız bu ekibin hastası bir başka ekip var..biliyorsun değil mi?
    SD! said...
    Yazına her yerde link veririm, gözlerinden öperim. :)
    Taylan Sezginer said...
    altına (ıslak) imzamı attım...:)
    deryik said...
    beklenen :)
    divadeiwob said...
    çalışma sorusu: bu yazıyı okuyan kaç avam "çok güzel yazmış, aferin kıza, uyuz oluyorum ben bu avamlara zaten" demiştir?
    derya said...
    gerçekten güzel bir yazı olmuş.Her satırı onaylayarak okudum.Etrafta birçok avam varken sadece benim böyle düşünmediğimi başka birilerininde bunları böyle gördüğünü okumak beni biraz rahatlattı.:)
    Hesionka said...
    yazı mükemmel olmuş!
    eline sağlık :D

    benim gözümde gudik bir ünvanı nicki olarak kullanan bir kekomançi canlandı. profile %100 uyuyor :P
    Haydins said...
    Çok güzel bir yazı olmuş..Diyecek bir söz yok üzerine!
    Hayal Arkadaşlarım said...
    Olamaz böyle bir yazı.

    Samimiyetin dozunu bilemeyen yurdum insanının halet-i ruhiyesi ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.

    Bayıldım! ...Ve link verdim bloğumdan...
    sesiber said...
    Kullanma kılavuzu tadında bir yazı olmuş. Hayal ede ede okudum, gözümde oturttum. Tüm bunların altında derin bir sevgi ve özgüven eksikliği yatıyor bence. Olduğun gibi olmak kolayken zoru seçiyor bu insanlar ve ortaya korkunç bir kişilik çıkıyor.

    Bir de bunların juniorları var. Fırsat versen büyüyüp aynısından olacaklar. Bunlar hayatın boyunca daha önce iki kelime etmediğin insanlar ve bir blog postunun altına gelip, canım, aşkım, tatlım, vs... kelimeler yazınca tüylerim diken diken oluyor. Geçit vermemek lazım.

    Şu bize has "ayıp olmasın" felsefesi yüzünden bazen ses çıkaramasak ta, bazen iş işten geçmiş olsa da sizin sesinizi sevdim ve tüm kalbimle onaylıyorum.
    Sevgiler...
    Anonymous said...
    yazı ve tespitler süper! ellere sağlık..

    PS:yalnız bu kadar yazmasaysında,1 cümleyle 'eve ayakkabıyı çıkartarak giren kişi' diye özetleseydin... olurmuşşş :)))

    nilay
    Euphoric said...
    ben de çok beğendim. Çok güzel olmuş...
    Euphoric said...
    ben de çok beğendim. Çok güzel olmuş...
    elif said...
    ne kadar doğru bir yazı olmuş çok beyendim.her satırını onayladım::))
    Adsız said...
    Bayıldım bu tür insanlar çok malesef. :((

Post a Comment



Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa