hazırlıklar

Evet, yavaştan başladı. Ve hatta çokça ilerledi. Malumunuz tedbir benim göbek adım:)

Evde bir misafir telaşı sanki. Veya uzun bir yolculuğa çıkacağız, onun hazırlığı.

Önce nereden ne alınır öğrendik, çünkü biz alışveriş uzmanı bir ikili değiliz. Avmlerin çoğunu hiç görmedik bilmeyiz.

Bir de en önemlisi ben, bu konuyla ilgilenmezdim. Bu kararı verdikten sonra bile, daha çok ruhsal hazırlık kısmıyla meşgul oldum-olduk. Ve hani yolda “ayy ne tatlı bogucuk” yapan kızlardan biri olmadım hiç. Bebek sevmem. Hala da sevmem. Hangi boyuttaki hangi yaştadır anlamam. Otobüste, uçakta, sinemada falan çocuk oldu mu sinir olurum. Oluruz. “Kesin mızmızlanacak” diye düşünürüm ve çocuk işte illa ki öyle olur. Bir ara aramızda Chucky ismini takmıştık o tür veletlere. Misal alt katımızda gece gündüz bağıran çocuğa Chucky diyorduk, tabi “ev teröristi” desek ailesi alınabilirdi değil mi? Ve doğrusu anlamam herhangi bir çocuğu sevebilme duygusunu. Hani arkadaşlarımınkini, kuzenimkini falan evet tabi, ama o kadar. Ve çok nadiren efendi, uslu çocukları sevimli bulabilirim, hepsi bu. Belki de herkes anne olarak doğmuyor.

Özetle bütün bu sebeplerden, bu konu benim için bir bilinmez. Ve tabi internet şahane bir kaynak.

İlk kez bir şey alırken sevgilimle, 1.5 yaşı, 1.5 aya uygun zannettim. Ebatları şimdi artık ancak anlıyorum:)

Deryik’le bir araştırma turu yaptığımızda mesela, onun müthiş abla olmasından kaynaklı deneyimine hayretle baktım. O bu konuya hâkimdi!

Dünyanın her bir yerinde dostlarımızın olması hakikaten yeni bir anlam kazandı. Daha önce “buradan bir şey ister misiniz”e bir yanıtımız olmuyordu. Vereceğimiz zahmete değecek bir şey bulamıyorduk çünkü. Ama şimdi değişti işler. “Evet evet bak…” diye başlıyorum, hop kredi kartları, hop siparişler, hesaplar, “aa yaşasın shipping de ödemiyoruz” neşesi. Ve dünyanın bir yerlerinden robotlu tulumlar, arabalı havlular falan geliyor. Pek şanslıyız.

Meraklar değişiyor. Bpa-free gibi yepyeni terimler giriyor lügatıma. O biberon, bu oyuncak falan derken alışveriş listelerim tamamen değişiyor. O katlanabilen enteresan küvet en bir çok almak istediğim şey mesela. Bence müthiş bir icat olan timer beni çok heyecanlandıran bir eşya.

Evde bir dikiş makinesi var şimdi. Serin havalardan istifade evde pek değildim, vakit olduğunda ilgileneceğim. Ufak tefek bir şeyler. Hiç değilse anı olsun diye.

Ben evi bir müzeye çevirmeyi düşünmüyorum, ilk kulak çubuğu, ilk tulumu falan saklamayacağım. Kendisi bende olacak –inşallah- ve deli gibi fotoğraf çekmek var zaten. Ama işte dikiş makinesi mesela; bazı şeyleri kendim yapmak için. Sırf öyle istediğimden. Örgü şişleri de öyle, yoksa her şeyin alası var artık hazır. Aynı şekilde, beşiğini de babane ve dedesi yaptırıyor. Bir heves, ellerinde fotoğraf, akıllarında renk ve detay tariflerimiz emektar marangozcularına laf anlatıyorlar. İşte bu gibi şeyleri saklarım. Çünkü anıları olacak. Çünkü biricik olacak.

Arkadaşlarıma, yakınlarıma çokça teşekkürüm var. Ben bu yeni gündemimi heyecanla paylaşırken “aa sıkıldık ama” demedikleri için.

Bu arada başka şeyler de yapıyoruz tabi, vapurlara biniyoruz iniyoruz, ucu gelmeyen kitaplar okuyoruz, çokça çalışıyoruz, dostlarımızla buluşuyoruz, artık hareketleri bile hissediyoruz, biz bu yazı çok güzel geçiriyoruz.

Bir de ev tipitip sakız kokuyor:)

9 Comments:

  1. Hayatın Ressamı said...
    seni okumayı çok seviyorum.
    Anlattıklarınla kendimi çok aynı hissediyorum.
    bende Avm'lerin çoğuna hiç gitmedim daha.Alışverişten nefret ederim.ve çocukları hiç sevmem yakınlarımkiler dışında.
    Ama sanki kendi bebeğim olursa İnşallah deli olurmuşum gibi geliyor.
    Ha birde bir şeyleri saklayanlardanda nefret ederim çöp ev gibi.
    ece arar said...
    benim çocuk sekiz yaşında, ben hala çocukları sevmiyorum. o değişmiyor yani çocuğun olunca...:) kendi çocuğun tabii, hep bitane..
    mortingen said...
    5 senedir zevkle okuduğum tek yazar :)
    Anne Café said...
    ben de anne olduktan sonra bile, bir iki tatlı bebek dışında pek ilgilenmiyorum diğer bebeklerle diye biraz da suçlu hissediyordum. Olabiliyor demek ki:)
    deryik said...
    ben karar verdim, anneyle babayı seviyosam çocuğunu sevebiliyorum. yoksa çocuğa baktıkça annesiyle babasının arsızlığını görüyorum, gözlerimi alamıyorum resmen.

    annem hala yürümediğimiz ve konuşmadığımız günleri hasretle anıyor.
    narsis said...
    Fındık'la Faresi'nin çığlıklarını deşifre etmeye çalışırken aklıma hep sen geliyorsun.
    çınar said...
    ayyy aynen ben o zaman biraz cesaret diyorum kendimeeee
    munibe said...
    biz de bu hikayenin sonunu merakla bekliyoruz:)
    Tanya's said...
    Bende sevmem başkasının cocuğunu..nadirdir..telefon sac mesela..o değişmedi..hala sokakta bebeklere bakmıyorum..tek kendimizinki hehe.

    bak bugün ne güldüm..cam biberon ağır gelir dediğinde..sevgili de yıkıldı he..

    Ben neler öğrendim bir bilsen..kaynak sana hep açık..ne zaman istersen.

Post a Comment



Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa