"uçtum uçtum uç oldum"


Yıllardır bir hayal; aslında pek basit bir şey. Fakat işte nasiptir ya bazı şeyler, olmadı mı olmaz, bir aksilikler, bir şeyler. Bu kez kararlıyım ama biletleri en doğru yerden alıyorum.

Şarkıları tekrar tekrar dinliyoruz. Günlerce hayal kuruyoruz. Büyü bozulmasın diye kimseye söylemiyoruz. Yaşasın biz galiba bu konsere gidiyoruz!

Siz bilmezsiniz, ben çok defa o şarkılarda duyduğum kokulardan buldum yolumu. Geçtiğim yollarda ayak izlerini gördükçe çok kez için için sevindim. Kulak kesilip sesleri takip ettim.

Saatler kala bir iki cümle, hiç adetim değilken, hani nasıl desem; bir şişeyle denize mesaj bırakır gibi. Ama bir kadın, hemen yanıtlayan, beş dakika sonra telefonunu veren, “yok artık” hissiyle numarayı çevirdiğimde duyduğum en neşeli ve sahici sesle konuşan.

Yağmurlar yağıyor ama biz hiç ıslanmıyoruz. Ben ve sevgilim, bir de yanımızda taşıdığımız minik adam. Konser alanına geldiğimizde bir kez daha karar veriyoruz, evet biz onu bir yere bırakıp kaçmayacağız, peşimizde götüreceğiz, konserlere, seyahatlere, her bir yere.

Bir kadın ki; güzel gözlü, güzel gönüllü. Bu kadar güzel olmasa neredeyse Yoko Ono’ya benzeteceğim. İçten bir kucaklaşma. Sahi ruhların evvelden tanıştığı bir yer vardı değil mi? Evet oradan olmalı.

Sonra şarkılar. Hep tanıdık bir yerlerden. Hem yıllanmış, hem daima yeniden. Bunca şarkıyı tek bir yaşama nasıl sığdırabilir bu adamlar? Nasıl bu kadar bin yıllık ve yepyeni olabilirler?

Önce oturuyoruz sakin sakin. Yok olmuyor sonra kalkıyoruz, ayakta devam ediyoruz. Her birine avaz avaz eşlik ederek, kah kocaman kahkahalarla, kah gözümde yaşlarla. Yolculuğunu yarılamış hamile bir hatun zıplayabilirmiş sahiden. Hem de içindeki ruhun da pek mutlu olduğundan emin olarak.

Güzel şeylerin güzel sonu oluyor. İnsan uzun zaman bu seslerin üzerine bir şey duymak istemiyor. Hayat sanki bir an duruyor ve yeniden başlıyor.

Elimizde bir kitap, acemi adımlar. Kitaba imza çaktırmak isteğinin tek nedeni aslında; içten bir teşekkür. Çünkü insan bilmek ister bence, hiç farkında olmadan dokunduğu yaşamları. Bilmeden belki akışına yön verdiği suları…

Eve dönüyoruz, yine sadece kalbi olan birkaç kişinin anlayabileceği bir mucizeyi yaşamış halde. Avare adımlarla.

Gökten üç teşekkür düşüyor, biri; süpriz uzmanı birtanecik Sevgilime; ikincisi; hayalimizi gerçekleştiren Biricik kadına ve üçüncüsü de; Baba'ya.

3 Comments:

  1. Eylül, said...
    pazartesi okuduğum ilk yazı. İyi ki de okumuşum. İçimi huzur, umut doldurdun. Tüm şüpheciliğim, karamsarlığım, huzursuzluğum gitti. Unuttuğum tüm o melodileri hatırlattın bana. Olmasınlar hiç, sen hep böyle yaz ben unutsam da bana hatırlat olur mu.. O küçük adamın ilhamı olsun hep..
    yass said...
    sansss cok buyuk sannnss.. ben de gorunce cok sevındım o Bırıcık kadından gelen mesaja
    deryik said...
    3 mfö konserine gittim. "annemle babamın arkadaşları olsalar da böyle arada bize gelseler, işte ne bileyim, özkan şakacı amca olsa, fuatla beatles sohbeti yapsak, mazhar bize alaycı hayat dersleri verse" gibi hayallerim olurdu.

    şimdi tabii "babam yaşındasınız" demiş gibi oldum ki ayıp. yaşım tutsa aynı şekilde mesela kantinde de sohbet edilebilirdi.

Post a Comment



Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa