mom time

Bu blogun bir anne-bebek blogu olmasından neden böylesine kaçındım bilmiyorum. Ben anne oldum yahu. Evet şu ara, Pıtıpıtı'nın yemeği, suyu, bezi kadar önemli bir şey yok gündemimde. Yazmaya elim gidip yine bebek bebek bebek diyecek olunca bırakıyorum nedense:)

5.5 ay bitti, emzirmek hala dünyanın en güzel şeyi. Pompadan çok faydalandım, süt arttırdım sayesinde, ilk ayın tecrübesizliğinde doyup doymadığını anlayabildim, sık acıktığı zamanlarda bir nefes mola verdim. Kolaylık gibi görünüyor ama bir sürü ıdı bıdı ıvır zıvır, yıka, sterilize et, tekrar içir, bikbikbik. Yine ilk dönemler ve ihtiyaç olduğunda işleri kolaylaştırıyor. Ama gerçekten emzirmek bambaşka. Çok başka bir şey. Tarif etmek zor. Daha önce bildiğim hiç bir şeye benzemiyor. Gözlerimden yaşlar geliyor bazen mutluluktan. Komik suratı, cin cin bakması, muzur bakışları, dişlerini kaşıması, babasına bakması, gülmesi, sonra dönüp emmeye devam etmesi. Ara verdiğinde gıdıklayıp güldürmem. İkimizin bildiği bir dünya sadece. O komik ayakları. Onları öpmek. Minik bezelye parmakları yemek. Daha çoraplarını çıkarmaya başlarken gülmeye başlaması. Çok çok güzel.

İçeriden gelirken bile, "çooook seviyoruuum" diye seslenince kakırdayarak gülmesi. Yazarken bile kalbim fırlayacak oluyor yerinden.

Çok çok okuyorum, kafa dengi çok tatlı arkadaşlarımla konuşuyorum. Ama muhakkak yanlış yaptığım şeyler de vardır. Ama içim rahat çünkü bence herşeyin temeli; sevgi. Gerçekten bebekler -ve henüz tecrübe etmediğim için bilmiyorum ama muhtemelen çocuklar da- sevgiye en net, en doğru karşılık veren, sevginizin en güzel şekilde karşılık bulduğu varlıklar. Sevgi varsa, bpa olmayan biberonun falan her şeyin telafisi var.

Ve çok garip, hayatımdaki pek çok insanı koyduğum yer değişiyor. Kendi içimde kırılma noktaları yaşıyorum. Ne bileyim, geçen hafta minik bir hastalık geçirdi oğlum ve acemi annenin telaşlı anlarıydı. O dakikalar yanımda olanlar öyle kıymetli ki gerçekten. Ne çok sevenimiz varmış diye bir duygu sarıyor insanı :) Ama sevgisiz insanlar da var tabi, o halle, telaşla ve endişeyle özdeşlik kuramıyorlar, bütün görebildikleri "çocuktur geçer" kadar olabiliyor, çünkü -çocukları varsa bile- bu tür bir yakınlık tatmamışlar. Hayatlarında hiç kimse için kalpleri bu denli çarpmamış. Bu çocuksuzlar, çocukluların halinden anlamıyor gibi bir şey değil. Çünkü benim pek çok arkadaşım bekar ve gayet de her şeyden anlıyorlar. Sevgisizlikle ilgili. Çok yazık işte.

İyi yönü; fark etmeden aldığım bir çok yükten kurtuluyorum, arınıyorum. Vakit kaybından, yıpratıcı hallerden, gereksiz diyaloglardan kurtuluyorum. Hakikaten kısa cümleler kurmak gibi bir şey.

İki hafta kadar önce pek sevgili Deryik'e gittim, hem de oğlumla. Büyük bir deneyimdi:) Daha önce pek çok yere, kuzene, arkadaşa gittik ama burada farklı bir şey vardı. Ondan değil ama doğrusu ev arkadaşından çekiniyordum. Derya hikayenin ta en başından beri yanımızda olan biricik bir peri. Minik adamımı seviyor. Ve dahası muhteşem abla olmasından mütevellit bebekleri tanıyor. Gözü kapalı emanet dahi edebileceğim biri. Ama ev arkadaşıyla ilk kez tanışıyordum, haliyle böyle bir durumu ve tahammül mecburiyeti yok tabi ve mesela açıkçası ben çocuksuzken, bebek insanlarına çok tahammülsüzdüm. Hala da öyleyimdir. Hiç bir zaman bir bebeksever olamadım. Yolda gördüğü bebekleri seven insanlardan değilim. Sokakta tepinerek ağlayan çocuk-bebek ve çaresiz anne karesine pek şefkatle bakamadım, olay yerinden hızla uzaklaştım. Hala da tanımadığım insanların bebeklerini hiç sevmem, şirin de bulmam. Şimdi yolda görüp baktığımda, sadece ay tahmini yapmak için oluyor bu. Bu nedenle, bebekle birlikte olduğum anlarda, bir insana rahatsızlık verme durumu en imtina ettiğim şeylerden biri. Fakat Pıtıpıtım çok efendiydi. Zaten zor bir bebek değil ve o gün bunu hepimize ispatladı. Kendi kendine yedi, uyudu, uyandı, sohbet dinledi, yerde yuvarlandı, kokoş yastıkları kemirdi. Gülücük saçtı.

Ben ne çok istemişim anne olmayı meğer. Yıllarca istemiyorum zannederken ve nihayet istediğimde hazır olup olmadığımdan endişe duyarken. Ne kadar da hazırmışım ve beklermişim.

Çok mutlu ediyor onunla vakit geçirmek. Bir anını bile kaçırmamak. Evet çalışmak hala çok zor ve yorucu. Çünkü evde olduğum müddetçe öncelik hep ona ait. Dışarıda olsam, evet çok özlerim tabi ama özellikle de gözüm arkadan kalmadan emanet edebilmişsem birine, o an saniye iş olur öncelik. Evde bu mümkün olamıyor. Kesinlikle olamıyor. Ona yaptığım çorba, o dakikalardaki oyun ihtiyacı herşeyin önüne geçebiliyor. Bazen teslim tarihleri gecikiyor ve işler aksıyor ama buna değiyor. Herşeyden önce anneyim ben. Ve bunu, bu gerçeği çok seviyorum.

4 Comments:

  1. Vintage Duygular said...
    Cok güzel bir yazi.Inanilmaz duygulandim..Ayni seyleri yasiyor,ayni seyleri hissediyorum.. Hele o muzur bakislari yokmu kuzumun.. ;)
    Lacin said...
    Gerçekten çok güzel..Ben hala kendime "anne" demeye alışamadım. sadece aynı senin gibi emzirirken gözlerimi dolduran, sevgimi sadece gözümden anlayan bir melek var yanımda.
    Dünyadaki hiçbir şeye benzemiyor değil mi...
    sergun said...
    ne samimi bi diliniz, ne hoş anlatımınız var. keyifle okudum pek çok yazıyı. öyle bi ses vereyim dedim:)
    deryik said...
    pıtı pıtı beyin gündüz gezmeleri! şereflendirdi hanemizi efem, hep bekleriz :)

Post a Comment



Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa