080609

Anadolu ateşi şahaneydi, açık havada daha da şahaneydi. Sahiden pek görkemli. Benim müzikli filmlere, oyunlara, müzikallere zaafım var zaten. Dolunay eşliğinde izlemek ayrı bir güzellikti.

Köy düğününe gelmiş hissiyle davranan, konuşan, yürüyen, aralıksız fotoğraf çeken ve alkışlayan izleyiciyi saymazsak. Anlamıyorum ya, özellikle sürekli çekim yapanları. Benim gibi bir anı toplayıcısının anlayamadığı, elbette ki fotoğraf çekmeleri değil, çekme biçimleri ve çektikleri şey. Fotoğrafı geçtim, hareketli görüntüleri ne yapıyorlar, eve gidip izliyorlar mı acaba? İyi de, buraya zaten izlemeye geldin, minicik bir kadraj veya ekrandan bakmak yerine kendi gözlerinle baksan ya, ki zaten artık sayısıztube'da benzer görüntüleri bulmak mümkün?! Gösterinin tadını çıkarmaya mı, görüntü almaya mı geldiklerini anlayamıyorum. Bir de çok mühim bir şey yaparmış, basından falanmış gibi ayağa kalkmaları, bazen sizi engellemeleri de ayrı bir olay.

Değişmeyen bir şeyse, iki haftadır sürekli sorunlarına denk geldiğimiz Beşiktaş belediyesi. Genel olarak izlenimim, zaten hakikaten şişirme bir belediyecilik yaptıkları. Her neyse, geçtiğimiz hafta, şampiyonluk kutlamaları nedeniyle trafiğin tam anlamıyla içine etmesi ve evimize gidecek tek yolu direk kapaması, otobüsleri bile almaması, oluşan kaosu sanki biz sebep olmuşuz gibi "beni ilgilendirmez bana buraya araba girmicek dendi, yassaaaah" tavrıyla düzenlemeye çalışması, "ne haliniz varsa görün" halleri saçma sapandı ve her yerde asılı beşiktaş kutlaması afişi yerine, bu tür sorunları çözmeye çalışması daha mantıklı göründü gözümüze, o sinirle her yerde ismail ünal fotoğrafları görmek de, takdir edersiniz ki pek sempatik değildi.

Bu haftaki mevzuysa şu ki, Turkcell Kuruçeşme Arena'nın zaten yeterince ödediğimiz konserlerine bir de otopark parası ödemek. Mekan süper tamam ama tam çıktığınız nokta bir felaket. Hani cem yılmaz'ın bir esprisi vardır ya, "tam meridyene denk gelmiş olmalıyım ki" şeklinde, aynen öyle bir basitlik. Otopark adı verilen boş engebeli ve kumlu sahada arabanızı bırakmak tam 20 ytl. Rezil olmanın bedeli paha biçilemez. Vale parking elbette ki yok. Ortalama 10-15 dakika, şuraya çek, burdan geç geyiğiyle meşgul ediliyorsunuz bir de ardından, "anahtarı bırak abi çekmemiz gerekebilir" diye seslenen ve arkanızdan "fişinizi alllıııın" diye bağıran adamları aşıp konser alanına ulaşıyorsunuz. Ama bitmiyor, konser çıkışı karman çorman bir ortamda, arabayı ta bilmem nerdeki ambarın en karanlık köşesine çekmiş olmaları, anahtarı dakikalarca bulamamaları da ayrı bir başarı.

Evet, bizim planımız denturlarla gitmekti, istanbul içinde arabaya karşıyız ve çok ihtiyacımız olmadıkça kullanmıyoruz, ama buluşmamız gereken insanlar vardı ve ne yazık ki lanet bi trafik ve otopark mafyasıyla şenlendi gecemiz.

Sonra cumartesi, akşam evden çıkmaca, hoop kızılkayalar, ya ben bayılıyorum bu hamburgere, yürü yürü, karar vereme, sonra yine o mekanda karar kıl, otur ve kalkama, müzikler sanki bizim playlistimizi buraya getirmişiz ya da istek yapıyormuşuz gibi, bir ara johnny be good çalarken kesinlikle zihnimizi okuduklarını hissettik, orada konuşarak, gülüşerek, müziklenerek geçirdik geceyi dört kişi, ta ki sabaha karşı olana dek.





Ve ben,
o şarkı çalarken, bağırarak eşlik ederken, kimse yokken, biz oracıkta dans ederken, saat gece yarısını çoktan geçmişken, aşktan çakır keyif gülerken, o karanlıkta,
bir kez daha aşık oldum sana.

oh be!

Seyahate giderken bile son dakikaya kadar kelimeleri ilmek ilmek örme halleri, severek, zevkle yapsan bile, zaman zaman yorucu.
Ama değdi mi,
değdi!
Şimdi dolapta yemyeşil leziz erikler,
Yarıda bırakılmış, okunmayı bekleyen şahane bir kitap,
Aylar sonra, ilk kez bir öğleden sonra, yetiştirilmesi gereken hiç bir şey olmadan,
Bir de akşama yıllardır merak edip fırsat bulamadığıma iki bilet...
Haftasonunu tamamen bana ayırmış bir sevgili,

Pek âlâ!

zencefil

Her mevsimin yağmuru başka kokuyor, bugün anladım ben. Yağmur beni hop açan güneşten bile daha çok mutlu eder. Dahası neşelendirir, hoppidik kız olurum.
Bugünkü, yazdı, taptazeydi ve daha önemlisi benim balkon bitkilerim şenlendi.
Yaseminim gelin gibi oldu, açıp duruyor, neşeli, mis gibi, şahane...
Sabah 7'de kalkan sevdiceğim, bayağı oynamış onlarla, domateslerdeki sorunu halletmiş, topraklarına bşyler yapmış falan. Botanik bir aile olduk.
Yağmur ve rüzgarla bütün kokular içeri doldu, zıp zıp zıpladım ben.

Ve en önemlisi, bize hediye edilen ve ismi bir türlü hatırlanamayan bitkinin adını, yağmurda kokunca bulabildik:

Zencefil!

yasemin kokulu balkon

Bitki alışverişimizi yaptık. Bol kahkaha ve curcunayla. Çok defa hapşırdık ve toprağa bulandık. Yaklaşık 600 defa "vitamin almamıza gerek olmadığına emin misin?", "Hayatım vitamin alsak mı?", "Alıyoruz mu vitamin?", "Vitaminsiz de büyürler mi?" sorularını tekrarlayarak sordum. Her soruşumda satıcı ve ayrıca hiper geveze çocuk, almamız konusunda heveslendirdi. Almadık ama. Sevgilim kesin ve netti. Gerek yokmuş çünkü.

Bir kere salatalıklarımız ve cherry domateslerimiz var artık. Kocaman bir saksıda. Balkon müthiş güneş alıyor. Kendilerini hem suluyorum, hem de sevgi ilgi gösterme ve şarkı söyleme seanslarını eksik etmiyorum. Onlarla salata yapacağım pazar kahvaltısını iple çekiyorum. :)) Kesip yemek için tavuk besliyor gibi hissettim kendimi bir an. Ya da hansel ve gretel'deki cadı kadın gibi:) Yok benimki daha masumca, dalından koparıp lüpletme isteği.

Sonra sevgilim, harika kokan yasemini, tellere minik minik dolamayı başardı. Ama nasıl güzel oldu nasıl. Daha ertesi gün açmaya başlayacak kadar şen şakrak bir bitki kendisi. Yerine alıştığına eminim. Balkon kapısı açık durdukça püfür püfür yasemin kokacağız.

Yolda gelirken, "listende var mıydı bu" diye, göz kırpacak kadar iyi bir sevgili... Onca kocaman şeyi eve getime çabasını da hiç saymıyorum:)

Haziran 1,
Pazartesi üstelik.
Hafif bir beslenme listesinde başlamak için daha güzel bir gün olamaz. Hadi bakalım:)

270509

Ben ölçülü sevmeyi beceremem. Yapamam. Arkadaşlarımı, yakınlarımı, dostlarımı da böyle ayarlanamamış, doğrusu bilerek ayarlanmamış dozlarda severim, sevdim. Bu yüzden yara aldığım da olur, ama aldırmam, ben böyleyim.

Sevgilimse hele söz konusu, bencilliğe kaçarım belki. O başka bir şeydir. Kuralları kalbimin koyduğu bir şeydir bu. Aşkın edebine göredir herşey. O benimdir, hep benim olsundur, kimse ona dokunamazdır, kimse üzemez, kimse yan bakamaz, kimse bir şey diyemez, aslankaplan olurum o zaman ben. Benden ayrı biri değil, benden daha çok bendir, canımdadır o. Daha ilişkimizin başlarında, belki geleceğe yön veren bir hareketti yaptığım ama çekinmedim hiç, o gitmeyi planladığı şehre "gitme" diyiverdim ben, cesaretle. "Gitme?" Gitme, çünkü seni burda yanımda istiyorum, hiç değilse şimdilik, ben peşine takılana dek. Ve o gitmedi.

Nerelere geldim. Bunun dışında bencil değilimdir. Müdahale etmem, mutluluklarını isterim ve bunu bütün kalbimle isterim. En radikal kararlarında bile desteklerim, gurur duyarım ve yanlarında olurum.

Duman için de benzer bir yol ayrımına geldik. Bu taşındığımız yeni evdeki mutsuzluğu, buraya alışamaması, burayı neredeyse hiç sevmemiş oluşunu uzaktan izledim ve "olsun benim yanımda ya" demeye çalıştım, ta ki bir noktaya dek. Mutsuzluğunu derinden hissettirene ve gözlerimin içine bakarak anlatana dek. Sonra "nolursa olsun yanımda olsun" anlamını yitirdi. Çünkü, o bir hayvan arkadaş, bir "pet" olduğundan çok, bir birey. O yüzden ona seçme şansı verdik, bir yakınımızın son derece korunaklı bahçesine bıraktık. Hiç de kolay olmadı tabi, ne karar vermesi ne de uygulaması. Ağladım, üzüldüm, özledim, içim acıdı, burkuldum. Ama hafifledi. Bütün günkü tek arkadaşım, gevezelik ettiğim, ne çok şeyime şahit, huysuz ve tatlı bir kadın. Ama tedirgin değilim, orada bakılıyor, karnı tok, sırtı pek, gittikçe görüyoruz ve çok mutlu görünüyor, bizimle gelmiyor, evini özlemiyor, bizi özlüyorsa bile, bunu giderdiğimizi düşünüyorum. Onunla geçirdiğim şahane 2 yılım, bir çok anım varsa cebimde neden üzüleyim, neden içim parçalansın ki? Sevginin bu türü bencil olamaz, olmamalı. Çok sevmek, tutsak etmek olmamalı. Zor olsa da, eksildikçe artabilecek kadar sevmek. Belki en iyi kedilerin bildiği bir şey.

Duman, orada mutlu ve o zaten dış dünya için antremanlı bir kedi, öyle "yetiştirdik". Şimdi hop hop oynuyor, baharın tadını çıkarıyor, kendi türünden canlılara yarenlik ediyor.

Bu yazıyı okuyacak ve olumsuz yorumlar yapacak sözde hayvanseverlerden, bir hayvanı sevmenin ne anlama geldiğini bir kez daha düşünmelerini rica ediyorum. Onlar, en doğal hakkı olan doğurmayı da elinden almama kararımızı eleştirmişlerdi sahi.

senden dahaaa güzeeeel!

Yürüdük, ıslandık, ısındık, kuruduk, güneş çarptı, rüzgar vurdu, yürüdük, yürüdük, yürüdük, yürüdük. Deliler gibi güldük. Güneşte kedi gibi kıvrıldık, kitap okuduk. Açık havada beraber sereserpe çimlerde kitap okumaya bayılıyoruz. Yola çıkarken o kadar yorgun, o kadar uykusuzdum ki, bir an gitmekten vazgeçmeyi bile düşündüm. Gözlerim pörtlek, midem zıp zıp. Ama dinlenmek her zaman uyumak, yatmak değil iyi biliyorum. Farklı bir şey yapmak, bulunduğun yerden uzaklaşmak, yeşil ve mavi görmek daha iyi gelir hep.

Bu yolculuktan, içimde kalan en çok şey su sesi. Ama deniz değil. Göl ve minik akıntılar. Her birinin farklı şarkılar söylediğini bilmezdim ben. Bir minik, yolunu bulup akan derenin tam ortasına kim bilir nasıl yerleşmiş kocaman bi tahta parçasına oturup, tıngır mıngır sallanarak kitap okuduğumuz o an hafifledim, yorgunluklar suyla akıp gitti, yanımda getirdiğim arazlarım suyun yumuşattığı taşlar gibi berrak, suya boynunu büken bitkiler gibi uysal oldu sanki.

Bir teyze vardı sonra. Pembe'ymiş ismi. Pembe de bir başlık vardı başında, kendi örmüş olmalı. Topladığı kuşburnundan verdi bize. Masalını anlattı. 82 yaşında. En küçüğü 9 aylık 3 erkek çocuk yetim kalmış. Onlara bakmış çalışarak, hepsini büyütmüş, hala da çalışıyor. Çalışmayı anlattı, bir yandan ip eğerken. Müthiş neşeli, dinç, yaşam dolu ve çalışkan teyzeydi yolumuza çıkan. 82sinde ama hiç de ölümü beklemeyen. Yürürken hep o teyzeyi düşündüm. "Çok yakışıyorsunuz siz" deyişini bize kikir kikir.

Yapraklara bastık, uygun adım attık, mayıs ışığı gözümüze kaçtı, yağmuru ıslattı, rüzgarı nefes açtı. Şahaneydi.

Yolda bir de şarkı hediye etti bana sevgilim:
http://fizy.com/s/1494ua