herkesin kulaklarımı çınlattığı bir mevzu da bebek arabası.. sözde bebek arabasını zorbalıkla almışım.

kocasının ailesinden hiçbir maddi manevi destek görmediğini söylediğinde, bebek arabasını babamların gönderdiği destekle aldığımızı hatırlatınca "al git götür soksunlar bi taraflarına" dediği için aldım. alırken de ikiz araba alırım istersen dedim. ama bunu o kendi lehine çevirdi. yanımızda konuşmaya tanık olan üçüncü bir şahıs daha vardı.

alnım ak şükürler olsun.

yine de, yedi kafayı

mahkemede, eşe, dosta, akrabalara, para kopartabileceği herkese beni kötüleyen kadın terketmeden önce bakın neler yazmış, kocasını aldatan başka bir arkadaşına messenger üzerinden.


E ..  says
büyüttün brvo
benim daha vaktim var
s .. de epeyce değişti aslında sanırım o da çocuklardan yani genel konsept aynı
ama daha sorumluluk sahibi bi insan oldu bi de tamamen bölüşüyor çocukların işlerini yoksa kafayı yerdim zaten




If you see her, say hello, she might be in Tangier
Onu görürsen, selam söyle, Tangier'de olabilir
She left here last early Spring, is livin' there, I hear
Burayı bir ilkbahar sabahı terk etti, orada yaşıyor, duyuyorum
Say for me that I'm all right though things get kind of slow
Bazı şeyler yavaş gitse de ona benim için iyi olduğumu söyle
She might think that I've forgotten her, don't tell her it isn't so
Onu unuttuğumu düşünebilir, öyle olmadığını söyleme ona

We had a falling-out, like lovers often will
Birbirimizden kopmuştuk, aşıkların hep yaptığı gibi
And to think of how she left that night, it still brings me a chill
O gece nasıl gittiği düşüncesi, beni hala ürpertiyor
And though our separation, it pierced me to the heart
Ve ayrılığımıza rağmen, bu kalbime işledi
She still lives inside of me, we've never been apart
Hala içimde yaşıyor, asla ayrılamadık

If you get close to her, kiss her once for me
Ona yaklaşırsan, benim için onu bir kez öp
I always have respected her for busting out and gettin' free
Onun bir şeyleri becerememesine ve özgür olmasına hep saygı duydum
Oh, whatever makes her happy, I won't stand in the way
Oh, onu mutlu yapan şey ne ise, yolunda durmam
Though the bitter taste still lingers on from the night I tried to make her stay
Onun kalmasını denediğim geceden kalan bir acı tat hala dursa bile

I see a lot of people as I make the rounds
Dönüp dolaştığım yerlerde birçok insan görüyorum
And I hear her name here and there as I go from town to town
Ve onun adını duyuyorum, şehirden şehire giderken
And I've never gotten used to it, I've just learned to turn it off
Ve buna asla alışamadım, sadece dinlememeyi öğrendim
Either I'm too sensitive or else I'm gettin' soft
Fazla hassas ya da öyle bir şey olsam da, yumuşuyorum

Sundown, yellow moon, I replay the past
Güneşin batışı, sarı ay, geçmişi yeniden yaşıyorum
I know every scene by heart, they all went by so fast
Kalbimdeki her sahneyi biliyorum, hepsi uzaklara gitti
If she's passin' back this way, I'm not that hard to find
Eğer bu yoldan geçiyorsa yine, o kadar da zor bulunmam
Tell her she can look me up if she's got the time
Ona eğer zamanı varsa beni bulabileceğini söyle



hanımefendi insanlara ne anlattıysa hep inandılar, oyunlar oynadı, kandırdığı kişilerle tiyatrolar sergiledi. bunu yüce adalet karşısında yalancı şahitle bile denedi.

pozitif ayrımcılık yaşadım. sırf kadın diye sırf iki çocukla ortada kaldı diye.

onu deli gibi sevdim. evlilik hikayemiz tam bir peri masalı gibiydi. ya da ben öyle olduğunu sanıyordum, çünkü seviyordum. onu mutlu etmek için deli gibi maddi manevi çabaladım durdum hep.


bi sürü şey yazdım ama yayınlamayacağım. isteyene özelden anlatırım. çocuklarımızdan ben utanıyorum onun yerine. şimdi de elinde hiçbir koz kalmadığından ilk başlarda yaptığı gibi yine çocukları kullanıyor. ne olursa olsun ben onların babasıyım ve onları bana göstermemesini anlayamıyorum. Allah büyük.


beni tanımadan, dinlemeden yargılayan herkese teşekkür ederim. sayelerinde hepsinden alacağım oldu.

















bu masalın sonu da böyle bitti..
S.

son yazdığı veda başlıklı yazı hariç tamamıyla kurtardım bloğu.
hatıradır.

Apımbaaah!

Yeni kelimesi bu bebeğimin:)  Evde kendinden küçük bir kardeş var, konuşma konusunda acele etmiyor, hem zaten enerjisinin büyük bir kısmı tırmanmak, zıplamak ve kudurukluk yaratmakla geçiyor.
Bayılıyorum bu kelimeye ve neşeyle söylemesine. “Anneeeaaaa” diye bağırmasına ayrı bayılıyorum, kardeşinin adını söylemeye çalışıyor mesela, âşık oluyorum her ikisine yeniden.
Oyunlar oynuyorlar, birbirleriyle vakit geçiriyorlar, ben ikisiyle de ayrı ayrı zaman geçirmeye özen gösteriyorum. “Seni seviyorum, seni seviyorum” en çok kullandığımız cümlecikler.
Zıpzıp halde Pompik1, tırmanıyor, atlıyor, eşyaları bir yere taşıyıp oradan oraya atlıyor. Müdahale etmiyoruz. Biz ayakkabılarını dolaptan çıkarana kadar, merdivenlerden ikinci kata kadar çıkabiliyor. Korku diye bir şey bilmiyor, ama her nasılsa güvenlikli bir şekilde yere inmeyi başarıyor.
Kardeş çok değişik. Mesela sürekli emmek isteme hali var, yapışmak istiyor, dokunulmak onu sakinleştiriyor hemen. Müzikle uyumak yerine, birkaç kere öpmek uyumasını kolaylaştırmada daha başarılı. Minik gözlerini kırpıştırıyor ve gülümseyerek rüyaya geçiyor. Diş sıkıntısı hala bitmedi, bebeklerin ağrı eşiği bu denli yüksekken diş çıkarmak onları bu kadar yoruyorsa, ne büyük bir acı olduğunu düşünemiyorum bile.
Anlamını bilmiyorum, ne anlamda söylüyor bilmiyorum ama büyük bir neşeyle defalarca söyleyebiliyor:
Apımbaaaa!

gece

Geçen akşam ben uzun zamandır ilk kez çocuksuz halde gece dışarı çıktım. Markete değil, alışverişe ya da çocuklarla ilgili bir şey için değil; konsere gittim. Mfö hem de.
Bu benim için büyük bir şey, çünkü ben bebeklerimin ikisi birden bırakıp bir yere hiç gitmedim. Uyuduklarında iskeleye kadar indim, alışverişe gittim ama hepsi birkaç saatlik şeylerdi ve birinden biri uyur durumdaydı. Çocuklara yine babaları baktı elbette, iskeleden deniz taksiyle uzaklaşırken üçüne bakmak çok şirindi. Uyuyacaklar mı, ne yapacaklar hiç endişe etmedim.
Konser Mfö’ydü işte. Hiç yaşlanmayan, sadece yaş alan adamların şarkıları… Ezbere bildik. En yakın arkadaşlarımdan biriyle buluştuk, çocuklardan konuşmadık hiç, planlarımızdan hayallerimizden bahsettik. Şarkılara bağır çağır eşlik ederken, sanki temize çektim bir şeyleri. Ben o şarkılardan buldum yolumu çoğu zaman, o gece daha da farklıydı. Bu benim her şeye fazlaca anlam yüklememin dışında bir şey… Geçen yaz, yeni evi, yeni işler, ikinci bebek, başka telaşlar, yeni kararlar. Hepsi karar buldu, tamam oldu sanki o gece.
E tabi garipti de, yalnız olmak. Elimi kolumu koyacak yer bulamadım, gökyüzüne, insanlara iki kere baktım, hayata baktım. Gençlere…  Sahiden çok garip çocuklu hayat, yıllardır söylediğim “kovuğunda yaşayan deli” deyimini tam olarak kullanabilirim.
Ve bin yıllık şarkılar, eskimemiş. Sonra kulis, sandıkta biriktirilecek anılar, çocukların adına imzalattığım bir albüm, sımsıkı bir sarılma ve bulut bulut gözlerim…
Ne diyordu şarkı, işte öyle;
“…saçımızdaki beyazlarla daha da güzeliz şimdi.”

yaz vesaire

Blog yazmaktan uzaklaşınca tam uzaklaşıyorsun, garip bir şey.
Çok güzel geldi yaz. Günlük rutinimiz biraz değişti. Babayla beraber çıkıyoruz, kahvaltı, park, yürüyüş… Öğlen güneşi bastırmadan evdeyiz ve o deli sıcaklarda ikisi de uyuyor.
Burası bize çok iyi geldi. Tatil kasabası gibi her yer. Ilık bir rüzgâr var, insanlarda küçük yerlerde yaşayanlara özgü o telaşsızlık, sakinlik… Tek eksiğimiz deniz, Pompik1 küvette oynamayı çok seviyor, şişme havuzla neşesini katmerleyeceğim. Sonra deniz planları yaparız.
Giderek büyüyorlar. İkisi birlikte oyun oynamaya başladılar. Oyun derken, yatıp yuvarlanmak, oyuncakları değiş tokuş etmek ve bolca kikirdemek.  Bazı akşamlar delice yorgun oluyorum, bazen daha sakin geçen günlerde daha az yorgunum. İkisinin de karakterleri birbirine benzemiyor, çok eşsiz ve biricikler.
Ve hep o soru;  “ikisine birden nasıl yetişiyorsun?” Yetişiyorum, elbette bazen zorlandığım oluyor. Ama sorun bebekler ve onlarla ilgilenmek değil. Hala mantıklı bulmadığım ev işleri, evin de yaşayan bir organizma gibi bakım istemesi falan. Buna bebeklerim yokken de yetişmeye bayılmıyordum ve aksıyordu, ya çalışıyordum ya başka meşguliyetler… Beslenmeleri biraz kafayı taktığım bir konu, doğru gıdalar, paketsiz olmalılar, süt şu olmalı vesaire… Gün içinde zamanı iyi planlamamız gerekiyor, boş anlarda hep yapılması gereken bir şeyler var. Baba eve erken geliyorsa şahane mesela. Her şey bir şekilde ilerliyor ama ev normalden dağınık, ütü gibi işler aksak.
Onun dışında, bu en güzel zamanlarında (her zamanları öyle ya) çocuklarımla vakit geçirmek, onlara bakmak, büyütmek… Bunların zor gelen bir yanı sahiden yok. Bir güne ne çok şey sığdırabiliyoruz inanamıyorum bazen. Tahmin ettiğimden daha çok sevdim anneliği ben. Bebeklerimin de zor olmamasını, bir arada oluşumuza, doyasıya vakit geçirebilmemize bağlıyorum.
Son iki yazı hamile olarak geçirmiş biri için, bu yaz ayrıca güzel.  Hava epey sıcak ve ben sıcak sevmem ama yine de şikâyetim yok. Sadece kendi bedenimin ağırlığını taşıyorum, ki bu zamanla azalacak ve sağlığım yerinde.
Üstelik hafifim ben, uzun yıllardır olmadığım kadar hafif.


kedi

BüyükPompik öğle uykusunda. KüçükPompik ayağımın dibinde bir kedi gibi oyun oynuyor. Oyun halısında cıvıl cıvıl. Çok sakin anlar. Öğlen güneşi evin içine dolmuş halde.

Sakin ve güzel anlar, öyle ki insan ne yapacağını şaşırıyor. Bütün sabah oyuncakları ayıkladım, pilleri değiştirdim, düzenledim, kırılanları ayırdım. Mutfağın yarısı buraya taşınıyor. Geçen gün yemek yaparken süzgeci mutfak dolabında değil, oyuncak dolabında aramam bunu en iyi şekilde anlatır sanırım:)

Bu hafta, BüyükPompik'in komik ve punk kahkülüne veda ettik. Artık gözüne giriyordu.

Sonra yepyeni oyuncaklar aldık. Kıyafete evet fazla para vermek doğru gelmiyor ama oyuncaklar, kitaplar en iyi yatırım bence:)

Bu yaz'dan çok ümitliyim ben. Geçen yaz yine hamileydim, çok hamileydim, sıcaktı, sıkıntlıydı. Yine de BüyükPompik için fena geçmedi, pek hissetmedi ama biz epey zorlandık. Bu yıl iki komik adam, bu ev, bahçe, adada bebekleri yüzdürmek, saksılara çiçek ekmek...

Bir sürü planım var.

Önceki Kayıtlar