Kapı çaldı.
Genç bir çocuk, 17 belki, en fazla 18.
İşyerimizin broşürlerini görmüş yerde ve dün kapının önünde dağıtıldığını, elinde bir tanesi çıktı geldi “ben de dağıtabilir miyim?” dedi.
Tutuk, çekingen ama gözler pırıl pırıl...
Yapacağı işin karşılığında söylediğim üç kuruşa öyle bir sevindi ki, milyarları teklif etsem o kadar sevinmezdi sanırım. Daha da az veriyorlarmış, diğer broşürünü dağıttığı yerden.
“Anneme götürürüm akşam yemek yapar” dedi.
Öyle deyince, başka çalışan olup olmadığını sordum evde, evin babasını kastederek.
“Babam uzakta dedi, annemle ayrı” dedi.
Kardeşleri varmış sonra, üç tane.
Giderken, “bütün gün çalıştım abla, bir su alabilir miyim?” diye sordu.
Bir de gofret verdim ona, “bisküvi de istesem ayıp olur mu?” dedi, “Olmaz” dedim, “çalışmış yorulmuşsun, hakkın senin…”
“İnsanlar oruçlu, ayıp olmaz mı dışarıda yesem, burada yesem olur mu bunları” dedi.
Ayıp olmayacağını söyledim ama, yine de içine sinmedi sanırım, oturdu yedi, bir yandan da lafladık..
Nasıl neşeli. Esprili. Yaşam dolu.
Hiç de öyle acıların çocuğu değil. Doğal. Onun doğalı o.
Nasıl çalışmaya hevesli.
Telefonla danışırken, “ne dedi olur dedi mi patron, olmaz derse daha ucuz yaparım” dedi durdu, öyle cömert, öyle gururlu ve çalışkan. Bu kadar minik para miktarlarının, mesele olmayacağını düşünemeyecek kadar temiz. Hiç bozmadım onu, emeğiyle kazandığı paranın büyüklüğüne ve değerine inancını bozmak istemedim.
Sonra gitti, “bir sorun çıkmaz değil mi?” diye birkaç kere daha sorarak.
Teşekkür ederek gitti.
Ağladım ama en çok neye bilmiyorum.
Saflığına, naifliğine mi?
Çocuk olmasına mı?
Yetişkin bildiklerimin çoğundan daha büyük olmasına mı?
Bizler, kredi kartlarından, ödeme günlerinden, son ödeme tarihlerinden, maaşlardan, “çok yoğun” çalışmaktan bahsederken,
Aslında “akşam anneme veririm de yemek yapar” basitliğinin ne kadar gerçek olduğuna mı?
İşe gelmeye üşendiğim zamanlar için kendi halime mi?
Tam söz verdiği saatte geldi sonra, broşürleri almak için. “Geç kalmadım değil mi?” diye sorarak, işini güzelce yaptı, geri döndü, söylediğimden fazla bir şey ödeyince “ama bu fazla değil mi?” diye sordu, “ilk günün bu, bu seferlik böyle olsun çaktırma ;)” deyince, teşekkür etti, pazartesi görüşeceğimizi söyledi, neşeli neşeli gitti.
Hayatın her zaman benimle konuştuğuna inanırım.
Onu düşünüyorum dünden beri ben, gözlerim şişmiş bir halde.
<3

Dün,
hiç sebepsiz, elinde papatyalarla iş yerime çıkıp geldin ya, yüzünde o aşık olduğum gülümsemenle,
yeniden yarattın tüm her şeyi, mevsimi, yağmuru, eylül'ü bile.
ama en çok beni.
zamansız sevgileri seviyorum ben, haftada bir kez sinema, özel günlerde çiçek, doğumgününde hediyeyi değil, çizilmiş ve belirlenmiş, planlanmış halleri değil. görev bilinciyle yapılanları değil.
"birdenbire"yi seviyorum oysa ben, ansız, ansızın, hooop diye. birden öpücük, birden çiçekler...
en sevdiğim çiçekler onlar benim, sonra bir de sarı ışık severim ben, en iyi sen bilirsin bütün hepsini, ve bir tek.
yegane izin gününde, mutfaktaki o nefret edilesi beyaz ışığı, sevdiğim ışıkla değiştiriverdin ya,
hiç de şart değilken.
ben istedim diye, sarı ışık, şimdi, ne güzel değil mi ışıklar, gölgeler, orda durmayı bile seviyorum ben, kitap okumayı, bir şeyler seyretmeyi, fırındakiler ne halde merakla kaçamak bakıp dururken heyecanla, ne çok yakıştı o ışık şimdi...
ben istedim diye, evi digitürkle süprizlemen ayrıca güzeldi, elimde kumanda ne keyif ettim ama, şaşırarak, gülerek, dalga geçerek...
şimdi bunları yazarken bile ağlayasım geliyor biliyor musun? mutluluktan doluyor gözlerim, güzel bir şey görünce ağlarım ya ben bilirsin, kocaman kocaman ışıklı damlalar dolar gözlerime. işte öyle.
aferin
gümbede gümbede güm güm
En büyük korkum Ramazan davulcuları. Ama en büyük.
Daha fena bir korku öğesi olabilir mi?
Gecenin karanlığında bir ses "gümbede gümbede". Ne ki bu şimdi?
"Dünya'nın sonu geldi toplanın gidiyoruz" der gibi.
Anlatmam o korkuyu.
Daha yakın bir zamana kadar, yani koca kızken, ama henüz yalnız uyuyorken, cenin şekline girip kulaklarımı tıkadığımı, hatta bazen ağladığımı, yada yüksek sesle şarkı söylediğimi biliyorum.
Geçen gece sevdiceğim "Hadi bir pencereden bak normal adamlar olduğunu gör, belki korkunu yenersin" dedi, korka korka baktım evet ses karanlıklardan, gökyüzünden, yerin yedi kat dibinden gelmiyordu, ama yine de korkumu yenemedim.
Dün gece uykumun arasında, beni sorarlarsa saklamasını, beni bulmalarına izin vermemesini falan mırıldandığımı hatırlıyorum.
Her gece aynı kabus "güm güm güm".
Daha fena bir korku öğesi olabilir mi?
Gecenin karanlığında bir ses "gümbede gümbede". Ne ki bu şimdi?
"Dünya'nın sonu geldi toplanın gidiyoruz" der gibi.
Anlatmam o korkuyu.
Daha yakın bir zamana kadar, yani koca kızken, ama henüz yalnız uyuyorken, cenin şekline girip kulaklarımı tıkadığımı, hatta bazen ağladığımı, yada yüksek sesle şarkı söylediğimi biliyorum.
Geçen gece sevdiceğim "Hadi bir pencereden bak normal adamlar olduğunu gör, belki korkunu yenersin" dedi, korka korka baktım evet ses karanlıklardan, gökyüzünden, yerin yedi kat dibinden gelmiyordu, ama yine de korkumu yenemedim.
Dün gece uykumun arasında, beni sorarlarsa saklamasını, beni bulmalarına izin vermemesini falan mırıldandığımı hatırlıyorum.
Her gece aynı kabus "güm güm güm".
Beni onlardan koruduğun için pek teşekkür ederim.
kıtır kıtır
Sıcak çorbalara illa ki ekmek kıtırı yapıyorum. Öyle çok seviyorum ki.
Harika şeyler çağrıştıyor bana, bayılıyorum.
Yeni yapılmış reçel kokusu gibi.
Mutfaktan gelen kokular, şekillendiriyor o anki keyfi zaman zaman.
Feng Shui'de bile ocak pek önemlidir ya.
Yada iyi bildiğim bir şey hani, gördüğümüz her şeyi bir de görünmeyen karşılığı oluşu gibi.
Mutfak o yüzden pek önemli, pişmek, pişirmek önemli, yediklerimiz önemli, yemek yaparkenki hislerimiz önemli, öfkeyle mutfağa girmemeli en zehirli yiyecekten bile daha tatsız olur her şey. O yüzden hani mutfakta salaş, sofraya otururken şık değil, en sevdiğim halimle giriyorum mutfağa da, en sevdiğim elbisemle.
Kokulara epey taktım bu ara.
Keşfettiğim yeni mumlarıma bayılıyorum. Tart mum bunlar ve harika kokuyorlar. Tam da kafama göre bir şey. Yakıyorsunuz altındaki mum, üstteki tart mum eriyerek evi müthiş kokutuyor. Güzel olan seçenekleri. Kahve, çikolatalı kek, tarçın, elma, bal kabağı gibi kokanı bile var yada "clean cotton" diye bir tane var ki tertemiz ev kokusu direk... Beyaz çiçekler, limon... Bir de lavanta var, en sevdiğim. Birbirine karıştırarak yeni kokular elde edebilir yada yakmak yerine sadece bir çekmeceye koyabilirsiniz güzel kokutmak için.
Sakin geçiyor Eylül.
İzin bitip işe dönüş yapmak şu an en çok memnun olduğum şey olmasa da, daha bir becerebiliyorum artık iş telaşını kapının dışında koyup, eve geçiş yapabilmeyi.
Akşamları kitaplar, kahveler, kekler, mumlar, bazen dondurmalar, gece hafif menüler...
Bu zaman dilimi hiç bitmesin istiyorum.
Harika şeyler çağrıştıyor bana, bayılıyorum.
Yeni yapılmış reçel kokusu gibi.
Mutfaktan gelen kokular, şekillendiriyor o anki keyfi zaman zaman.
Feng Shui'de bile ocak pek önemlidir ya.
Yada iyi bildiğim bir şey hani, gördüğümüz her şeyi bir de görünmeyen karşılığı oluşu gibi.
Mutfak o yüzden pek önemli, pişmek, pişirmek önemli, yediklerimiz önemli, yemek yaparkenki hislerimiz önemli, öfkeyle mutfağa girmemeli en zehirli yiyecekten bile daha tatsız olur her şey. O yüzden hani mutfakta salaş, sofraya otururken şık değil, en sevdiğim halimle giriyorum mutfağa da, en sevdiğim elbisemle.
Kokulara epey taktım bu ara.
Keşfettiğim yeni mumlarıma bayılıyorum. Tart mum bunlar ve harika kokuyorlar. Tam da kafama göre bir şey. Yakıyorsunuz altındaki mum, üstteki tart mum eriyerek evi müthiş kokutuyor. Güzel olan seçenekleri. Kahve, çikolatalı kek, tarçın, elma, bal kabağı gibi kokanı bile var yada "clean cotton" diye bir tane var ki tertemiz ev kokusu direk... Beyaz çiçekler, limon... Bir de lavanta var, en sevdiğim. Birbirine karıştırarak yeni kokular elde edebilir yada yakmak yerine sadece bir çekmeceye koyabilirsiniz güzel kokutmak için.
Sakin geçiyor Eylül.
İzin bitip işe dönüş yapmak şu an en çok memnun olduğum şey olmasa da, daha bir becerebiliyorum artık iş telaşını kapının dışında koyup, eve geçiş yapabilmeyi.
Akşamları kitaplar, kahveler, kekler, mumlar, bazen dondurmalar, gece hafif menüler...
Bu zaman dilimi hiç bitmesin istiyorum.
eylül bir
Çok sevdiğiniz bir armağanı, olabilecek en harika hediye paketiyle almak gibi bir his.
Eylül 1.
Polar cici bir battaniye çıkarıldı yerinden, bir kaç hırka, bir kaç şal, yavaş yavaş yünler şişler...
İstanbul'a en çok yakışan mevsim, bizim aşkımızın başladığı mevsim, sokakları elele gezdiğimiz ilk mevsim.
En sevdiğim, en sevdiğim. Hüzünlü değil sadece telaşsız mevsim.
Rüzgarlar başladı daha şimdiden, püfür püfür, yormadan üşüten hafiften.
Güneşli günler ve rüzgarlar.
Elbiseler ve havaya uygun pabuçlar...
Srf bu yüzden evdeyim ben bir kaç gün. Sakin sakin tadını çıkarmak için.
Daktiloma tıkır tıkır yazmak için.
Pencereönü çiçeklerimi sulamak için
Yemek tariflerimi düzenlemek için
Kendimi dinlemek ve arınmak için.
Ayrıca,
Büyük zengin sofra ve davetlerine, bu davetlerde korkunç markalardan şıkır şıkır giyinen teyzelere, kıtlık çıkmış gibi delirerek alışveriş yapan bünyelere, bu ayın temasının sadelik ve arınma amaçlı olduğunu unutan oburikslere, bir de bunu "oruç tutarak zayıflamak" konulu geyiklere alet eden diyet ayı zanneden blumiklere, sigara içemediğinden sinir küpü olanlara, bağır çağır gezenlere, trafikte birbirini yiyenlere, öfkesine bahane arayanlara, böylece konunun amacından tamamen uzaklaşanlara;
kocaman bir "Hayır!"
Abartısız yaşayanlara, ibadet ediyor diye alnında bir tabelayla gezmeyenlere, şikayet etmeyenlere, sade ve yeterli bir yemek menüsü oluşturanlara, davet davet gezmeyenlere, gösterişten kaçanlara, kendi halinde takılanlara, küçük harflerle konuşanlara;
Evet!
Eylül 1.
Polar cici bir battaniye çıkarıldı yerinden, bir kaç hırka, bir kaç şal, yavaş yavaş yünler şişler...
İstanbul'a en çok yakışan mevsim, bizim aşkımızın başladığı mevsim, sokakları elele gezdiğimiz ilk mevsim.
En sevdiğim, en sevdiğim. Hüzünlü değil sadece telaşsız mevsim.
Rüzgarlar başladı daha şimdiden, püfür püfür, yormadan üşüten hafiften.
Güneşli günler ve rüzgarlar.
Elbiseler ve havaya uygun pabuçlar...
Srf bu yüzden evdeyim ben bir kaç gün. Sakin sakin tadını çıkarmak için.
Daktiloma tıkır tıkır yazmak için.
Pencereönü çiçeklerimi sulamak için
Yemek tariflerimi düzenlemek için
Kendimi dinlemek ve arınmak için.
Ayrıca,
Büyük zengin sofra ve davetlerine, bu davetlerde korkunç markalardan şıkır şıkır giyinen teyzelere, kıtlık çıkmış gibi delirerek alışveriş yapan bünyelere, bu ayın temasının sadelik ve arınma amaçlı olduğunu unutan oburikslere, bir de bunu "oruç tutarak zayıflamak" konulu geyiklere alet eden diyet ayı zanneden blumiklere, sigara içemediğinden sinir küpü olanlara, bağır çağır gezenlere, trafikte birbirini yiyenlere, öfkesine bahane arayanlara, böylece konunun amacından tamamen uzaklaşanlara;
kocaman bir "Hayır!"
Abartısız yaşayanlara, ibadet ediyor diye alnında bir tabelayla gezmeyenlere, şikayet etmeyenlere, sade ve yeterli bir yemek menüsü oluşturanlara, davet davet gezmeyenlere, gösterişten kaçanlara, kendi halinde takılanlara, küçük harflerle konuşanlara;
Evet!
Anane&Dede
Benim kızım iki haftadır bir Oburiks.
Mamalar yetiştiremiyoruz artık, deliler gibi yiyor doymak bilmiyor.
Kocaman bir karnı var.
Karnının içinde bebekler var:)
Yeni yeni kediler, gri renkli deliler, gözleri bile kapalı bücürükler, minik minikler.
Biz çok mutluyuz, güzel haberi kutluyoruz.
Ona her zamankinden de şefkatli davranıyoruz, yeni bir köşe tasarlıyoruz şimdi, rahat rahat dünyaya getirecek bızdıklarını.
Ellerimle yemekler yapıyorum ona yine, büyütsün bebeklerini diye.
Yepyeni canlar geliyor, heyecandan içim içime sığmıyor.
Okuduk, veterinerimize danıştık.
Bir de hamiş hanımı bizzat götüreceğiz en kısa sürede.
Benim deli kızım anne oluyor.
Mamalar yetiştiremiyoruz artık, deliler gibi yiyor doymak bilmiyor.
Kocaman bir karnı var.
Karnının içinde bebekler var:)
Yeni yeni kediler, gri renkli deliler, gözleri bile kapalı bücürükler, minik minikler.
Biz çok mutluyuz, güzel haberi kutluyoruz.
Ona her zamankinden de şefkatli davranıyoruz, yeni bir köşe tasarlıyoruz şimdi, rahat rahat dünyaya getirecek bızdıklarını.
Ellerimle yemekler yapıyorum ona yine, büyütsün bebeklerini diye.
Yepyeni canlar geliyor, heyecandan içim içime sığmıyor.
Okuduk, veterinerimize danıştık.
Bir de hamiş hanımı bizzat götüreceğiz en kısa sürede.
Benim deli kızım anne oluyor.
hu komşu

Apartmanda üç hatunuz biz;
üçümüz de balık burcuymuşuz:)
Bir tür akvaryum yani.
Ben burayı taşındıktan sonra komşuluk diye bir kavram öğrendim.
Mesela geçen gece leziz bir yemek ve sevdiğimiz konuklarlayken, dilimli ekmek sevmeyen misafire, kendi deyimiyle "normal ekmek" bulmamız gerekti ve saat geçti, naptık, hooooop "komşudan istedik."
İlk kez komşum oluyor benim, o yüzden ne yapılır bilemedim mesela, kalanı götürülür mü, sabah onlara da mı ekmek alınır falan düşündüm.
Sonra, "hiç sesiniz soluğunuz çıkmadı merak ettim?Kediniz de bağırıp duruyordu..." diye merak edilmek, sorulmak, her şey yolunda mı bilmek isteyen birileri. İlginç bir arkadaşlık biçimi, otomatiğe alınmış bir dayanışma. Genlerimizle getirdiğimiz bir davranış şekli bu sanki. Koşulsuz yardım ve yanında olma hali.
Gecenin bir yarısı içilen kahve.
Havasındaysa eğer, kapatılıveren:)
Leziz bir şey pişince yollamak ve yine boş gelmeyen tabak muhabbeti sonra.
Ben bu olayı çok sevdim.
fotoğraf: deviantart
youtube.com
"Bu siteye erişim kendi isteğiyle engellenmiştir"
gibi harika bir sloganla, yayın durduran siteler gördüm geçen hafta boyunca.
Güzeldi:)
Youtube geri gelmiş bu arada.
Girmemize zaten engel olamıyordu bu durum (bkz:opendns, ktunnel) ama olsun, sansüre karşıyız, kimse internetimize dokunmasın.
gibi harika bir sloganla, yayın durduran siteler gördüm geçen hafta boyunca.
Güzeldi:)
Youtube geri gelmiş bu arada.
Girmemize zaten engel olamıyordu bu durum (bkz:opendns, ktunnel) ama olsun, sansüre karşıyız, kimse internetimize dokunmasın.
sabun sabun
Sevgili Delfina,
Buradan yazıyorum çünkü burda bir şey yazmaktayken kapı çaldı.
Ya harika bir şey sabun, gerçek sabun, el emeğiyle, sahici. Hayali bile güzel.
Bir tanesini banyonun en harika köşesine koyup, bakıp bakıp gurur duyacağım, benim sahici sabunlarım var diye:)
Ne güzel paketlemişsin ve ne güzel bir not yazmışsın.
Gözlerim doldu okurken ve sabunları koklarken.
Dediğin gibi yapacağım; "sabunun kokusunu içime çekerken, gözlerimi kapayacağım ve kendimi Ege'nin en güzel ovalarında hayal edeceğim..."
Dilediğin gibi, şifa olacak eminim...
İncecik bir not, mis kokulu sabunlar ve de içtenliğin için bin teşekkür...
Sevgiler...
Buradan yazıyorum çünkü burda bir şey yazmaktayken kapı çaldı.
Ya harika bir şey sabun, gerçek sabun, el emeğiyle, sahici. Hayali bile güzel.
Bir tanesini banyonun en harika köşesine koyup, bakıp bakıp gurur duyacağım, benim sahici sabunlarım var diye:)
Ne güzel paketlemişsin ve ne güzel bir not yazmışsın.
Gözlerim doldu okurken ve sabunları koklarken.
Dediğin gibi yapacağım; "sabunun kokusunu içime çekerken, gözlerimi kapayacağım ve kendimi Ege'nin en güzel ovalarında hayal edeceğim..."
Dilediğin gibi, şifa olacak eminim...
İncecik bir not, mis kokulu sabunlar ve de içtenliğin için bin teşekkür...
Sevgiler...
spor günlüğü
Spor salonunda bir ayımı tamamlamak üzereyim.
Kendimle gurur duyuyorum, arkadaşlarımın "amaan sonra gidersin boşveer"lerine rağmen, içimdeki tembel ruha rağmen devamlılık sağladım ki, bu çalışırken aslında pek de kolay değil.
Şikayetçi olduğum şeyse; korkunç müzikler.
Evet, birbirinin aynı şeyler 50centten Eye of tiger'a keskin geçişler, çeşitli rap şarkıları... Bir yere kadar katlanmaya çalışıyordum ama dünkü önce Tarkan, daha sonra İsmail Yk ve üstüne Serdar Ortaç (mükremin çıtır vecizesi: öyleyse ben de şimdi bir koşu gidip köprüden atlarım artık. ya da hayır hayır bir serdar ortaç kaseti alıp dinlerim!) kabusundan sonra, artık beynimin içindeki düşünceleri duyamaz hale geldim. Sinirden daha hızlı daha hızlı koştum, ağırlıkları kaldırdım vesaire. Böyle bir etki için yapıyorlarsa bu müziği eyvallah, amacına ulaşıyor zaten. Buna bir çözüm bulmam gerek ama nasıl? Kulaklıkla mp3 player gibi şeylerin kar edeceğini zannetmiyorum çünkü ses çok yüksek.
Ve de öğrendiğim diğer şey de;
Gerçekten spora, spor yapmamaya gelen aptal sarışınlar var.
Bir insan neden daha aptal görünmek için saçını sarıya boyar henüz anlam veremeyenlerdenim, daha korkunç şeyinse dip boyası gelmiş aptal sarışın kızlar olduğunu düşünenlerden.
Evet aynen böyle biri var. Olimpiyatlara hazırlanıyormuşçasına bir çantayla gelerek, önce kokoş elbisesinden kurtuluyor sonra daha kokoş spor kıyafetlerini giyiyor -eşofman demeye dilim varmadı-. Koşu bandında plajda terliğini almaya giden kız gibi koşuyor, ellerini kollarını komik bir şekilde sallayarak. Dahası full makyajla. Fondoten falandan da ötesi, farlar ve eyelinerlar bile tam takım. Pek de bir spor yapmadığı için akmıyor da zaten hiç biri. Bir de sık sık sorular soruyor, hocaya, yanındakilere herkese. "Ayh bir türlü beceredim hızını ayarlar mısınız?" konseptinde. Aptallığı doğal ama sarışınlığı değil.
Kendi düşüncelerimi duymadığım için çaresiz gözlem yapmaktayım:)
Kendimle gurur duyuyorum, arkadaşlarımın "amaan sonra gidersin boşveer"lerine rağmen, içimdeki tembel ruha rağmen devamlılık sağladım ki, bu çalışırken aslında pek de kolay değil.
Şikayetçi olduğum şeyse; korkunç müzikler.
Evet, birbirinin aynı şeyler 50centten Eye of tiger'a keskin geçişler, çeşitli rap şarkıları... Bir yere kadar katlanmaya çalışıyordum ama dünkü önce Tarkan, daha sonra İsmail Yk ve üstüne Serdar Ortaç (mükremin çıtır vecizesi: öyleyse ben de şimdi bir koşu gidip köprüden atlarım artık. ya da hayır hayır bir serdar ortaç kaseti alıp dinlerim!) kabusundan sonra, artık beynimin içindeki düşünceleri duyamaz hale geldim. Sinirden daha hızlı daha hızlı koştum, ağırlıkları kaldırdım vesaire. Böyle bir etki için yapıyorlarsa bu müziği eyvallah, amacına ulaşıyor zaten. Buna bir çözüm bulmam gerek ama nasıl? Kulaklıkla mp3 player gibi şeylerin kar edeceğini zannetmiyorum çünkü ses çok yüksek.
Ve de öğrendiğim diğer şey de;
Gerçekten spora, spor yapmamaya gelen aptal sarışınlar var.
Bir insan neden daha aptal görünmek için saçını sarıya boyar henüz anlam veremeyenlerdenim, daha korkunç şeyinse dip boyası gelmiş aptal sarışın kızlar olduğunu düşünenlerden.
Evet aynen böyle biri var. Olimpiyatlara hazırlanıyormuşçasına bir çantayla gelerek, önce kokoş elbisesinden kurtuluyor sonra daha kokoş spor kıyafetlerini giyiyor -eşofman demeye dilim varmadı-. Koşu bandında plajda terliğini almaya giden kız gibi koşuyor, ellerini kollarını komik bir şekilde sallayarak. Dahası full makyajla. Fondoten falandan da ötesi, farlar ve eyelinerlar bile tam takım. Pek de bir spor yapmadığı için akmıyor da zaten hiç biri. Bir de sık sık sorular soruyor, hocaya, yanındakilere herkese. "Ayh bir türlü beceredim hızını ayarlar mısınız?" konseptinde. Aptallığı doğal ama sarışınlığı değil.
Kendi düşüncelerimi duymadığım için çaresiz gözlem yapmaktayım:)
selkie
Kendisinin de Balık burcu olduğunu söyleyenlere ben, "Allah başka dert vermesin" derim genelde. Bence çok zor bir burç. Gel git, gel git, gel git. Bulutların üstündeyken, birden dünyanın altında kalmış haline geçiş yapabilir ve bu geçişler hiper hızlıdır, çevresindekileri serseme çevirir. "Ayy duygusalsındır sen şimdiii"yle ilgisi yok bunun hiç, çünkü Balık neşeyi de, hüznü de gözlerinden yaşlar gelinceye dek yaşar hepsi bu. -Tabi bir de yükselen burcun etkisini unutmayalım.-
Yine bir yerde okumuştum, "karşı cinste aradığı özelliklerin hepsi aynı insanda bulunamayacağından aşk hayatında mutlu olamayabilir." Hani hem şöyle olsun, hem böyle ama hep zıt özellikler. Kendisi gelgit akıllı olduğu için. Ama aşık olduğunda da, kendini adar, evet.
Mistizim, tasavvuf, sanat. Ver balığa kitapları, müziği uğraşsın dursun, saatleri anlamaz, ama aynı şeyle de uzun süre meşgul olamaz, arada bi yürüyecek, iki mum yakacak, bir kahve içecek, örgü örecek, sonra gene kitaba dönecek, suyla ilgili bir şeyler yapacak, sonra gene yeniden.
Daha da yazabilirim neyse:)
Sonuçta bence, balıkkızları özeldirler ve sihirlidirler.
/
Bugün öğrendiğime göre, Balık burcunun perisi;
Selkie.
Fok balığıyle resmedilen mitolojik deniz yaratığı.
Denizkızlarının prensesiymiş kendileri...
Peri balık burcu kişisinin kulağına şunları fısıldarmış:
"Altıncı bir duyuyla ödüllendirileceksin.
Her şeye uyum sağlayabileceksin.
Sanatçı bir ruhun olacak.
Çok hoşgörülü olacaksın.
Ruhsal aleme çok ilgi duyacaksın."
Yine bir yerde okumuştum, "karşı cinste aradığı özelliklerin hepsi aynı insanda bulunamayacağından aşk hayatında mutlu olamayabilir." Hani hem şöyle olsun, hem böyle ama hep zıt özellikler. Kendisi gelgit akıllı olduğu için. Ama aşık olduğunda da, kendini adar, evet.
Mistizim, tasavvuf, sanat. Ver balığa kitapları, müziği uğraşsın dursun, saatleri anlamaz, ama aynı şeyle de uzun süre meşgul olamaz, arada bi yürüyecek, iki mum yakacak, bir kahve içecek, örgü örecek, sonra gene kitaba dönecek, suyla ilgili bir şeyler yapacak, sonra gene yeniden.
Daha da yazabilirim neyse:)
Sonuçta bence, balıkkızları özeldirler ve sihirlidirler.
/
Bugün öğrendiğime göre, Balık burcunun perisi;
Selkie.
Fok balığıyle resmedilen mitolojik deniz yaratığı.
Denizkızlarının prensesiymiş kendileri...
Peri balık burcu kişisinin kulağına şunları fısıldarmış:
"Altıncı bir duyuyla ödüllendirileceksin.
Her şeye uyum sağlayabileceksin.
Sanatçı bir ruhun olacak.
Çok hoşgörülü olacaksın.
Ruhsal aleme çok ilgi duyacaksın."
the lost room
Hava sıcak.
Eylül gelsin artık. Sonbahar, yapraklar, rüzgarlar...
Akşamlar çok güzel. Kocaman mumlar. Kırmızılar, beyazlar. İçecekler, atıştırmalıklar.
Pazar günü; akşamüstü bir oturuşta izledik: The Lost Room.
Link: www.ngmtv.com
Lost'tan sonra hiç bir şey kesmiyor ama yine de keyifliydi.
Ha bir de ben, Cumartesi akşamı kendi midye yeme rekorumu kırdım, nasıl bir lezzetti o ya!
-Sevgili; gene isterim:)-
Eylül gelsin artık. Sonbahar, yapraklar, rüzgarlar...
Akşamlar çok güzel. Kocaman mumlar. Kırmızılar, beyazlar. İçecekler, atıştırmalıklar.
Pazar günü; akşamüstü bir oturuşta izledik: The Lost Room.
Link: www.ngmtv.com
Lost'tan sonra hiç bir şey kesmiyor ama yine de keyifliydi.
Ha bir de ben, Cumartesi akşamı kendi midye yeme rekorumu kırdım, nasıl bir lezzetti o ya!
-Sevgili; gene isterim:)-
back
İzin denilen süre neden bu kadar kısadır?
Neden iki hafta sonra izne çıkıyorum denilen süre geçmek bilmez de, izinde olduğun süre su gibi akar gider?
Pazartesi sendromu diye bir şey, izin dönüşü sahiden bir kaç katına mı çıkar?
/
Kitap okudum, bisiklete bindim, yüzdüm, gezdim, eğlendim, börekler yaptım, yemekler pişirdim, dinledim dinledim kendimi, dinlendim, yenilendim, keyiflendim...
Neden iki hafta sonra izne çıkıyorum denilen süre geçmek bilmez de, izinde olduğun süre su gibi akar gider?
Pazartesi sendromu diye bir şey, izin dönüşü sahiden bir kaç katına mı çıkar?
/
Kitap okudum, bisiklete bindim, yüzdüm, gezdim, eğlendim, börekler yaptım, yemekler pişirdim, dinledim dinledim kendimi, dinlendim, yenilendim, keyiflendim...
born to be wild

Sevdiceğimle yaklaşık iki yıldır her yerde biz bu filmi aramış olalım...
Aralıklarla dönem dönem bir yerlere soralım bilmece gibi, hep olumsuz yanıt alalım,
ve süpriz için internet siparişi verdiğimde bile film bulunamasın,
daha iki hafta önce, gene aklımıza gelsin, Beyoğlu'nda kaç yere soralım ve hep "stoklarda da yok" yanıtı alalım,
ve daha o sevgili olmanın hemen öncesi zamanlarda, o arıyor ama benim film arşivimde yok diye üzüleyim,
Dün gece, fransız sokağı, avare adımlar, çakır keyif haller, yürü yürü, yeni kitaplar, ne kadar zamandır istediğim mini melek kanatlarından sağ omuzuma alınmış, geceyi bitirmiş eve dönüş yolundayken,
son uğraklardan birinde, hem de indirim reyonunda, hem de bir kaç tane "Easy Rider" :)
Kahkaha patlattık, inanamadık, hemen aldık, zıp zıp zıpladık.
Yıldızlar bizden yanaydı dün gece...
İki sene kadar önce, ben, dün geceyi hayal edebilir miydim?
Hayatımın aşkıyla, maksat muhabbet olsun diye konuştuğumuz, aradığımız o filmi,
beraber, kendi evimizde izleyebilmeyi... Sonsuz zaman dilimlerinde ve sonsuz keyifle.
Bu dünyayı, şimdiki beni, benden yarattığı bu yeni kızı, ikiyken "bir" oluşumu, demlendikçe güzelleşen her bir detayı, fotoğrafları, sesleri...
Bu kadar mucizeyi tek bir ana sığdırabilir miydim?
... işte bu yüzden, hep, teşekkür...
aşk yeniden

Yağmurunu sevdiğim İstanbul...
/
Kötü bir haftasonunu geride bıraktık, gece ağrılarla uyanan sevdiceğim, apandisit mi, gıda zehirlenmesi kendi kendine teşhisler koyan ve korkudan kalbi duracak olan ben ve acile gidiş.
O gece evimizde değildik ve kaldığımız ev, şehir dışı sayılabilecek yerlerdeki kocaman sitelerden birindeydi.
İnsanlar niye oraya ev yapar ve dahası birileri neden orada oturur anlamak mümkün değil. Bir de oralarda oturanlar nasıl "İstanbul'da yaşıyorum" der...
Taksi bulmak dert, eczane bulmak dert, açık bakkal bulmak dert, saymakla bitmez.
Sonuç: çok fena üşütme, çok fena.
Biraz da kilo kaybını farkedince, pamuklara sardım onu, ballar, sütler, kocaman kahvaltılar, yumurtalar, vitaminler.
Nihayet toparladı.
Sonra ben, spora başlayan denizkızı oldum son günlerde. Günaşırı.
Zinde kız olmak için. Daha sağlıklı nefes almak için.
Lazanya postundan sonra gelmesi sadece tesadüf:)
Keyifle akıp gidiyor günler,
söylenenden erken gelen koltuklara el çırptım neşeyle.
Eve geldiği ilk gece bile, otururken, uykuya dalmamla rahatlığı onaylandı.
Duman evdeki yeni mekanına artık alıştı, mahallenin delikanlıkedileri pek hastası kendilerinin.
Evin ışığı tam istediğim gibi. Akşamları o ışıkta kitap okumak pek güzel.
Puzzle yapıyoruz, konuşuyoruz, film seyrediyoruz, kağıt oynuyoruz, televizyonumuz hala yok.
Bazen komşuya geçiveriyorum, kahveye.
Bazen kanaviçe yapıyorum.
Hayal kuruyoruz, yapılacakları listeliyoruz, asılacak tabloları seçiyoruz.
Bir kaç günlük kaçamak planları yapıyoruz, zor görünse de, neden olmasın?
"...Rüya gibi bir yaz geçerken..."
hep yeniden, yeniden,
...aşk...
fotoğraf: deviantart
lasagna nite

Garfield'ın en sevdiği leziz yemek nedir:)?
Lazanya!
Ve ben dün lazanya yaptım.
Kendimle gurur duydum yaptıktan sonra.
Lazanyamla da:)
Muazzam lezzetliydi...
Benim kediciğime vermedik ama:)
Kendini insan zannetme sendromu iyice artmış durumda, evet sofrada bir sandalye de ona konuyor, yoksa ben içeri gider gitmez benimkine oturuyor, evet kendisiyle konuşuyoruz, işten gelince "neler yaptın bütün gün Duman hanım" diye sorunca uzun mırlamalarla cevap veriyor, apartmana kim girerse girsin sesi çıkmıyor ama babasını hissederek kapıya koşuyor, adeta "aç kapıyıııı" diyerek, kendisine şarkı söyleyince eşlik ediyor, Duman deyince zaten cevap veriyor.
Yazın en büyük marifeti; sinek yakalamak.
Göz açtırmıyor onlara:) Avcı kız benim kedim.
Çok seviyorum, büyük sofraları, kokoş giyinip sofraya oturmayı, kikir kikir yemeyi, her bir akşamı özel kılan anıları, hem yemek yiyip kalkmaktan öte bir şeydir akşam yemeği, amaç karın doyurmak değildir, keyiftir, paylaşımdır, zevk almaktır, saygıdır, beraber sofra kurmaktır, mutfakta gülüşmektir, özenle yaptığı bir şeye hayran olmaktır, onun elinden bir şey yemeye bayılmak, yeni şeyler denemek, tavsiyelerde bulunmak, Sevgilimle bütün bu yeni tatları denemek, önerilerini not almaktır...
joy
keyif keyif keyif
hafif pabuçlar- muazzam cici bir hava- morlar üzerimizde - kısa pantolonlar - beyoğlu - teras -güneşi orda batırmak - daha önce ilk kez sevgililer günüydü geldiğimizde - ilk sevgililer günü - ilk çiçek - anmak o günü - o günle beraber ortak bir tarihi - nasıldı hani - özenle giyinmek - aynaya son bir kez daha bir kez daha bakmadan evden çıkmama halleri - güzel olan şu ki, hala öyle - heyecan heyecan daima - kocaman bir tabak - ve ice tea; illa ki! - yürümek adım adım- filmlerle, kitaplarla eve dönmece- avare adımlarla - yeni yeni şeyler denemek hep seninle - hep çok aşık olmak - yine¥iden - ha bir de bin parçalık bir yap boz bir kutu içinde ...
-pazar günlerini bile sevdirdin ya bana-
pürneşe!
sing sing sing
Geçen gece, bağır çağır, avaz avaz, bol kahkaha, deliler gibi neye güldüğünü bilmeden...
Güzeldi.
/
yalnız kaldıysan kalkıp pencerenden bir bak
güneş açmış mı yağmur düşmüş mü
dön bak dünyaya
herkes gitmişse sakince arkana dön bir bak
dostun kalmış mı aşkın solmuş mu
dön bak dünyaya dön bak dünyaya
bir sonbahar kadar yalnız bir kış kadar savunmasız
ya da ilkbaharsan yolun başındaysan
asla vazgeçme kalkıp da pencerenden bir bak
güneş açmış mı yağmur düşmüş mü
dön bak dünyaya
Güzeldi.
/
yalnız kaldıysan kalkıp pencerenden bir bak
güneş açmış mı yağmur düşmüş mü
dön bak dünyaya
herkes gitmişse sakince arkana dön bir bak
dostun kalmış mı aşkın solmuş mu
dön bak dünyaya dön bak dünyaya
bir sonbahar kadar yalnız bir kış kadar savunmasız
ya da ilkbaharsan yolun başındaysan
asla vazgeçme kalkıp da pencerenden bir bak
güneş açmış mı yağmur düşmüş mü
dön bak dünyaya
happy tree friends
Dünyanın en harikaaaa çizgi filmleri burda!
"Eyes Cold Lemonade" favorilerden.
Şarkısı yapıştı gene dilime;
laralalaylaylalralalaaaaaaaaaaaa!
"Eyes Cold Lemonade" favorilerden.
Şarkısı yapıştı gene dilime;
laralalaylaylalralalaaaaaaaaaaaa!
milkshake

İdeefix'ten siparişlerim geldi:)
Pek çok kitap. İnternetten alışverişe bayılıyorum. Paketten ne çıkacağını bilsem, hatta üzerinde faturası olsa da, paket açmaya bayılıyorum. Kargo görevlisi bana elden teslim etmeyecek de, Noel baba bacadan atacak sanki.
Daha da güzeli, kitaplardan bir tanesi yemek kitabı olunca, hediye olarak, paketten milkshake çıktı.
"Ayyy nasıl bildinizzzz" diyecektim neredeyse. Biz buna bayılıyoruz, yaz gecelerini çilekli milkshake'le kutluyoruz. Gece, beyazlar içinde, film izlerken çilek keyfi.
Fevkalade!
Ps: Koltuklarda akla hayale gelmeyecek bir aksilik yaşandığını, bu yüzden iptal ettiğimizi, hala koltuksuz olduğumuzu, yeni siparişlerin de üç haftadan önce gelmeyeceğini söylemiş miydim?
crafty
Sakin geçiyor günler, sanki gittikçe uzayan yaz öğleden sonraları, ılık esen rüzgar...
Güneş battıktan sonra, hafif menüler, sonra kitaplar, filmler, keyifler...
:) Onca aksiliğin sonucunda, koltuğumuz, kocaman köşemiz, özenle seçtiğimiz bu kez de kumaş hatasıyla geldi ve geri gitti, artık iptal edildi. Taşınma serüveninin sonunda, hala bir kaç sandalyeyle devam ediyoruz koca salonda.
Şu sıralar;
Güneş battıktan sonra, hafif menüler, sonra kitaplar, filmler, keyifler...
:) Onca aksiliğin sonucunda, koltuğumuz, kocaman köşemiz, özenle seçtiğimiz bu kez de kumaş hatasıyla geldi ve geri gitti, artık iptal edildi. Taşınma serüveninin sonunda, hala bir kaç sandalyeyle devam ediyoruz koca salonda.
Şu sıralar;
istiyorum:
revir
Evin hanımları biraz kırıktık bu ara.
Ben alerjik haller, öksürük, hapşırıklar...
Duman'sa paticiğine batan bir otla uğraştı.
Veterinere gitti ve genel anestezi yedi.
Doktor "tekvando yapabilen bir kedi ilk kez görüyorum" dedi, "benim kızım martılara bile kafa tutuyordu ne diyorsunuz siz" dedim...
Gücüyle, inadıyla, huysuzluğuyla herkesi şaşırttı. Bizi hariç:)
Sonra babamız, ikimizi de baktı, iyileştirdi.
Ve ben bu yeni semti seviyorum.
Siteleri sevmem hiç, fazla steril gelir, fazla planlı. "Kalk gidelim"i severim ben, hafif karışıklığı, mahalleyi. Şimdi sokaktan geçen "domatees, soğaaan" amcayı duyunca nasıl mutlu oluyorum, "çıkmıyorsa kalsın abla sonra verirsin" diyen bakkalı... En çok da ikindi vakti, sokakta top oynayan çocukları. Camların kenarına sıra sıra dizilmiş sardunyaları, bu evde ben de çiçek yetiştireceğim, çoktan verdim kararımı, gelecek bahara artık. Sokak lambalarını sonra. Sevgilimi geleceği saate yakın camda beklemeyi... Vakitsizlikten yapamadığımız, şimdi de hoşumuza gittiğinden uğraşmadığımız işlemler yüzünden, televizyonsuz hayatımızı...
Ben alerjik haller, öksürük, hapşırıklar...
Duman'sa paticiğine batan bir otla uğraştı.
Veterinere gitti ve genel anestezi yedi.
Doktor "tekvando yapabilen bir kedi ilk kez görüyorum" dedi, "benim kızım martılara bile kafa tutuyordu ne diyorsunuz siz" dedim...
Gücüyle, inadıyla, huysuzluğuyla herkesi şaşırttı. Bizi hariç:)
Sonra babamız, ikimizi de baktı, iyileştirdi.
Ve ben bu yeni semti seviyorum.
Siteleri sevmem hiç, fazla steril gelir, fazla planlı. "Kalk gidelim"i severim ben, hafif karışıklığı, mahalleyi. Şimdi sokaktan geçen "domatees, soğaaan" amcayı duyunca nasıl mutlu oluyorum, "çıkmıyorsa kalsın abla sonra verirsin" diyen bakkalı... En çok da ikindi vakti, sokakta top oynayan çocukları. Camların kenarına sıra sıra dizilmiş sardunyaları, bu evde ben de çiçek yetiştireceğim, çoktan verdim kararımı, gelecek bahara artık. Sokak lambalarını sonra. Sevgilimi geleceği saate yakın camda beklemeyi... Vakitsizlikten yapamadığımız, şimdi de hoşumuza gittiğinden uğraşmadığımız işlemler yüzünden, televizyonsuz hayatımızı...


