Sabah yürüyüş, sevdiğim biriyle kahvaltı, açık çay, bin çeşit peynir, sonra yürüyüş, yüzüme vuran güneş...
Hafta harika başladı!
Bir de Beatles seven herkes kesin Across The Universe izlemeli! Şart yani, klübe almayız yoksa, let it be'nin kullanıldığı sekansı ezberledim, şarkılara eşlik ettik, güldük, gözlerimiz ıslandı, ne çok iz bırakan şarkısı var, pek çok anı onların şarkılarıyla taçlanmış diye düşündük film boyunca. Müzikli filmlere, müzikallere bayılıyorum ben, şölen gibi olmalı sinema gibi geliyor, meli malı'dan çok, seviyorum doğrusu.
Şu sıralar tam bir sinefil artı kitap kurdu bir çiftiz, bahar geldi çıkıyoruz kabuğumuzdan hızla!
laa laaa laaa!
yayındayız:)
Süperella bir takımız biz:)
http://ikeahacker.blogspot.com/2009/03/plenty-from-lack.html
Evet

martmartmart
Mart benim en sevdiğim ay. İçinde bir kez ve sonra bir kez daha doğdum diye ve baktığım her yer yeniden doğuyor diye.
Şubat'ın son günü, 2 ayımı alan, beni uğraştıran, yer yer başağrılarına sebep, binbir emek projenin tamamlanıp teslim edildiği gündü. Oh!
Ki bu kutlamaya değerdi, hem de pek çok. Ertesi gün ışıl ışıl bir Mart sabahına uyanmak pek güzeldi.
Uzun uykulardan, yorucu günlerden, yoğun saatlerden sonra üstelik. Yeniden başlamak için, çiçeklere bakmak için, saç tellerine kadar rengarenk parlamak için, sokaklara dökülmek için...
hayvansevmezler

Kediniz varsa mesela, bu hayvansevmezlerin yapacağı yorumlar üç aşağı beş yukarı benzerdir;
yeniden
Gece iki..
Şu an bir gri, bir zebra, bir siyah bebek benim deli kızımı emiyor, sevgilim uyuyor, Çerez patilerini bana yaslamış uyur gibi yapıyor...
Bir dakika, baştan alalım. Sabah, Duman... Miyavlamaları anormaldi. Gözüme bakarak... Ayarladığım yerleri beğenmedi. Evet benim deli kızım yine hamile kaldı, kısırlaştırmaya götüreceğimiz günden hemen önce. Sakin olmaya çalışıyorum ama hayır ben çok korkuyorum... Gözlerimden yaşlar akarken, "burdayım ben, burdayım deli kızım, olup bitecek herşey, hiç korkma sen annecim, burdayım ben, gorrr bak ben de gorrlarım..." Ah benim kızım, iki küçük kadın kaldık evde ne yapacağız biz baban yok bu kez...? Evin ortasına bir çadır yaptım, hiç bir yeri beğenmeyince.
Sonra...
Saat sevdiceğimin gelmesine 10 dakika var... İçeri gidiyorum, bir parfüm sıkıyorum. Her an kapıda ayak sesini duyabilirim. Duman'a bakıyorum uyumuş. Zaman geçiyor, sevgilim tam vaktinde geliyor. Özlem gideriyoruz. "Hayatım yok hareket yok, demin baktım, çok korkuyorum, ya bir sorun varsa, ne yapacağız, doğuracak mı sence, bir de sen bak bakalım, sen sev..." bıdı bıdı bıdı bıdı bıd.
Açıyor yaptığım çadırı;
Bir gri parmak kedi!
Doğmuş bile...
"Ama..." diyorum, "bu yoktu demin, yoktu ki... Ah bebeğim, seni beklemiş!"
Eve gelir gelmez akord etti hepimizi. O şimdi tam bir kabile reisi!
Zebramız ne yazık ki tutunamadı yaşama... Diğerlerine günaydın dedim az önce, gözleri kapalı, kulaklar kafaya yapışık, annelerine yapışık vaziyetteler... Çerezim abla oldu:)... and the oscar goes to...

Teşekküüür edeeeriiim.
Yass, Sinem, Tanya, ve Defdef'in anneciği!
Ben öylesine yazıyordum, O okusun yeterdi.
Aaa sonra yorum bırakanlar oldu, benim okuduklarım, beni de okumaya başladı. Şaşırdım doğrusu.
Çok teşekkür ederim işte ben, pek bir gururlandıım.
Benim sağ köşemde okuduklarım da yok, şimdi de ben ödül dağıtayım.
Defdef'in anneciği: Çünkü ben onları çok seviyorum, çok gerçek, çok sahici. Mükemmel anneyim ben havaları atmıyor. İniyor, çıkıyor hepsini yazıyor.
Tanya: Yorum yazmanın ennn eğlenceli olduğu blog:)
Ece Arar: Sevdiğim bir yazarı okumak pek hoşuma gidiyor.
Kendini karbon sanan boşluk: Hastasıyım:)
Deryik: Böyle hızlı hızlı konuşur gibi yazmasını çok seviyorum. E pek çoğuna da katılıyorum.
Elsa: Onu da ayrı bir seviyorum, kendisi bilir.
Nanette: Çorap örmeyi öğrettiği için:)
Sarhoşbalıkvetopalmartı, Yass, Sinem, MutfaktaZen, Sardunya, Delfina, Ikeahacker, Soule Mama, Ana Tema, Jelatin , Sibelin Kahvesi en sevdiklerimden. Farklı bir şeyler söyledikleri için. Bence internet çöplüğünde kaybolmayacakları için... Ya da sadece sevdiğim için.
İşte böyle:)
Bahsi geçenler sobeyi devam ettirmese de olur, ki zaten pas geçmiş olanlar var, yazdım yine de, bilsinler diye...
ordan burdan

Kelebek ve Dalgıç.
İçime en dokunan filmlerden birisi oldu. Hüngür. Yönetmen gerçekten harikaydı, o açılar, o bakış, kendinizi sahiden dalgıç kıyafetinin içerisinde hissetmemeniz mümkün değil. Filmin üçte birinde esas adamı görmemek, merak etmek, sevgilisinin mesajı, editörü, hayata sol gözünden bakışı... Bu kadar doğal, bu kadar içten, bu kadar yalın anlatılamazdı. Harika. Dokunaklı. Gerçek.
Lost 5. sezona başladık. İlk bölümde, böyle eski bir arkadaş ama muhabbet eskisi gibi olmuyor gibi hissettim, sarmadı. Sonra yine aynı şey. Lost in Lost. Teori teori teori. Sevdiceğimin de izliyor olması büyük şans yoksa buraya sayfalar dolusu teori yazardım. Bilmece bildirmece. Seviyorum. İzleyiciyi salak yerine koymayan, şaşırtan, kurcalatan şeyleri. Tamam bildik zaman oyunları ama güzel, yine de.
Koltuğumun üzerinde devasa bir mürekkep lekesi var. Dı. Kocaman derken abartıyorum zannediliyor, hayır bir su bardağı büyüklüğünde. Kopkoyu. Ve üç gündür yaptığım operasyon sonucunda şu an belli belirsiz. Harekatın son aşamasıyla beraber tamamen kaybolacağına inancım büyük. Çevre dostu tontin temizlik ürünlerimi pek seviyorum. Sevgilim taklidimi yaptı dün "bak aşkım bak aşkım bak aşkım küçülmüş di mi kesin küçülmüş bak di mi bana öyle gelmiyor bak aşkım?" evet binbeşyüz kere sormuşumdur. Aferin bana:)
Geçen hafta sevdiceğim alternatif izin gününü evde tadilat yapmaya ayırdı. Haftasonu kalabalığında rahat olamıyoruz, iyi geldi. ikeahacker.blogspot.com'a mail bile geçtik. Sehpadan çalışma köşesi yaptı. Hoop. Tam istediğim gibi. Kırmızılar beyazlar. Saaaaatler boyu çalışabilirim gibi.
Çevirim güzel gidiyor, yavaş ama güzel, yaptığım şeyden, çalışmamdan memnunum.
Hafta güzel başladı.
Sonra ıslıkla çaldığım bir şarkı; -dinlemek için yukarıya bir tık-
Bahar temizliği yaptım ben, yeni yerler açmak için. Dip köşe.
Dinlendim, sakinleştim, içimdeki sesleri akord ettim.
Öyle ki, o meşhur "çinnnnk" sesi çıkabilir. Günlerden pazar olabilir, bahara daha çok var olabilir. Yine de tam zamanı olabilir.
Şubat ayını pek severim, yarın güzel bir gün, yeniden başlamak için, tazelenmek için. İyi bir şeyler olabilir, şubat ayı çok verimli geçebilir, yeni bir kitaba başlanabilir.
Tavsiye edilir: Fizy
4x4
mektup
Tanıdığım en çatlak kedisin. O komik ortasından çizgi geçen burnuna bakmak bile beni çok güldürüyor.
Peteklere hop diye bir kerede çıkman harika. Ordaki keyfine özeniyoruz. Kendini ve gene komik poponu, patilerini ısıtıp kucağıma zıplamana da bayılıyorum. En pofuduk sıcak su torbası sensin bebek!
Yaramazsın, yaramazsın, yaramazsın.
Anneni canından bezdirdin, senden sonra tam bir tekke kedisi oldu, sakin, vakur, uslu ve olgun. Nirvanaya ulaştı sayende.
Gevezesin, "miyav miyaaavavaavaooooooooooooaaaaaaaaaaaaaw" diye konuşan bir kedi görmedim ben daha önce. "Anlat kızım noldu?" diyorum bıdır bıdır bıdır anlatıyorsun.
Mutfak kapısında, balkona açılan sinekliğe tırmanmayı, sonra da bir santimlik yerde dört pembiş patinle durmayı nasıl becerdiğini hala çözemedik.
İki ayağın sarı, iki ayağın beyaz.
Bıyıkların upuuzuuuuun!
Geceleri ayaklarımı kemiriyorsun.
Ben seni "elmyra" gibi yumuşturunca, kaçıp babana sığınıyorsun, o uyur uyumaz karnının üstünde ya da ayaklarının dibinde yerini alıyorsun.
Bence sen çizgi kedisin:)
Üç renkli kediler uğurlu olurlarmış ve mutlaka kız. Sen de, annen de, bizim tontini, üç renkli deli kedilerimizsiniz.
İkinizde de kendimden bir şeyler buluyorum, sanki içimdeki kedilerin yansımalarısınız. Duman'ın asi ve karamsar, sevilmeye korkar halleri, annesiyle ilişkisi, uzun uzun düşünmeleri, seninse tam bir canavar oluşun, neşe küpü zıplaklığın, eğlenmeyi bilmen, mutluluğun, savrukluğun, sevgiye karşılık verişin, "sevin beni" deyişin. İkinizde en çok şeyimi paylaştığım, her halime şahit olan kız arkadaşlarımsınız:) Akşam sevgilimin geleceği saatlerdeki telaşı hep beraber yaşıyoruz değil mi, üç küçük kadın... Ben yemek yapıyorum, şarkılar söylüyorum, elbiseler giyiyorum çıkarıyorum, sizse dört kulak kapıda bekliyorsunuz. Ve taa aşağıda bir tıkırtı, koşuyorsunuz kapıya hemen, hiç şaşmıyor bu, o gelene kadar kimler açıp kapıyor dış kapıyı sizde bir hareket yok, ama O ise eve yaklaşmakta olan anlıyorsunuz daha kapıyı çalmadan...
Bize benzeri olmayan bir sevgiyi tattırdınız...
limonkız
Selam,
Bu Matilda.
Ailemize Cumartesi günü katıldı.
Ona harika bir köşe yaptık, evin cadı kızları tarafından rahatsız edilmeyecek. Gün içinde, arkadaşı Clementine'le (kendisi bambumuz oluyor) beraber, pencere kenarından sokağı seyredecek, güneşle dansedecek, keyfedecek.
Şimdiden cici meyveleri var.
masal
en sevdiğim şeylerden biri, çilekli dondurma ve o saatte tekrarı olan yemek programlarını izlemek; Harika Tatlar olabilir, Yemek Savaşları, ya da Sıradışı Mutfaklar...
İsimlerini bilmediğim, müthiş eğlenceli programlar, sıklıkta yaptığım bir şeyin Fransız mutfağına ait olduğunu öğrenebiliyorum mesela, veya ertesi gün için bir şey denemeye motive oluyorum.
Dün gece ise "Masal Radyo"ya takıldım. Önce kim seslendirmiş falan çözmeye çalıştım sonra, bıraktım kendimi uykuya. Çizmeli Kedi'yi dinledim, en sevdiklerimden bir de Arı Maya... Sonrasından sevdiceğimin hayal meyal beni odaya götürüşü...

Lezizdi, le-ziz!
Haftasonu şenlik gibiydi, kahvaltıya gelen ve geceye kadar kalan arkadaşlarımız, keyif, muhabbet, ps2, sevgililerin maçları üzerine bahse tutuşmak, patik örmek, kocaman kahkahalar, gevezelik, kedi dostu misafirlerle oynayarak deliren kediler, zıp zıp zıp, yemek yemek yemek, harika bir dinlence.
Ve pazartesi; an itibariyle ışıldayan ev, temiz çamaşırlar, yeni bir çalışma haftasına başlayacak kadar enerji, mis gibi bir ev, mumlar, tek eksik; sevdicekle gün boyu ayrı olmak...
Beeeen aşuuree yaptııım.
hiyuyuyulalalyiyuauahihohaaaa
lalalala
Bugün, fırtınaların dinip gemilerin karaya oturduğu, hataların affedildiği, hastalıkların iyileştiği, krallıkların ilan edildiği, ateşlerin söndüğü, gözlerin açıldığı, balığın karnı kadar karanlıklardan, kuyulardan çıkılan, denizin yarıldığı, müjdelerin verildiği, gökyüzüne yükselmenin mümkün olduğu, mucize çocukların doğduğu gün. Her birinin, ayrı bir şeyi sembolize ettiğini söylemeye gerek yok. Payımıza düşen mucizeyi alabiliriz içlerinden:)
Hem çok güzel, hem de bir o kadar acı bir gün.
Tüy gibi hafif hissederken, kendime izin verdim bugün, arınmak, düşünmek, anlamını kavramak için.
np
Makin' love with you is all i wanna do
Lovin' you is more than just a dream come true
And everything that i do is out of lovin' you
La la la la la la la... do do do do doNo one else can make me feel
The colors that you bring
Stay with me while we grow old
And we will live each day in springtime
Cause lovin' you has made my life so beautiful
And every day my life is filled with lovin' you
Lovin' you i see your soul come shinin' through
And every time that we ooooohI'm more in love with you
La la la la la la la... do do do do do
hop baştan
Şimdi gitmeden ben sakin rüyalara dalarken bıraktığı radyo çalıyor hala, değiştirmedim. Kelimelerime basmaya başlamışken yavaş yavaş, beatleslar, tori amoslar duyuyorum.
Ben yeniyıla tam da bugün başlıyorum.
İşte birazdan defterime de yazıyorum.
ikibin9

hiyu!
Bir haftalık ev kampına bir mola.
Önce kuaför, sonra Beyoğlu, bir süredir görüşülememiş yakın bir arkadaş, tiramisu, kahve, keyif ve gevezelik gevezelik gevezelik.
O an karar veriyorum, haftada bir günü kendime tatil ilan edeceğim.
Sonra kalkıyoruz, keyif bulaşmış üzerimize, gülümseyerek yürüyoruz İstiklal'de.
Mephisto'ya giriyorum ben, en sevdiklerimden, bir diğeri de Robinson Crusoe, 389 numara hani.
Bir süredir yazılarını okuduğum, kitabını deli gibi merak ettiğim ismi söylüyorum raflarda bulamayınca,
Ece Arar'ın son kitabı var mı?
Bakıyor kız bilgisayardan, gülümsüyor sonra "Çocuk sahibi olmak için 40 bahane" mi?
Ah evet o işte.
Yürüyorum, ışık harika, ikindi ışığı mayıs ışığı, bir kaç telefon konuşuyorum, iyi haberler alıyorum, sevgilimin sesini duyuyorum. Eve dönecektim, hop karar değiştiriyorum, sevgilimi göreceğim, iş yerine birden bire.
Karşıya geçmem gerekiyor, yol boyu kitabımı okuyorum, gülüp duruyorum yer yer, bazen gözlerim doluyor, nefret ettiğim trafik hoşuma bile gidiyor.
Bıyık altından gülmeyin lütfen, kitabı bu niyeti körüklesin diye okumadım, "bir kitap okudum hayatım değişti" değil, sadece çok, çok merak etmiştim. Ve sadece anne hallerini, delilikleri anlamak için okunabilir. Hakkaten çocuklu çiftlerin bize bakışlarını, "gerisi boşmuş biliyor musun?" hallerini kitabı okuyunca anladım ve bayıldım. Çocuklu insanların dünyasına bir bakış. Anneler gezegenine bir gezi. Maddelerin her birine, klişelere, gözlemlere, en zor zamanların bile kendi içinde ne kadar eğlenceli ve apayrı bir dünya oluşuna ve yazarın gözlem gücüne bayıldım, döne döne okudum.
Sonra vapur, ton balıklı sandviç, sevgilinin eli, sevgilinin kokusu, gün içinde yaşananları paylaşmak, yürümek, yürümek, vapura binmek, eve gelmek ve iyi ki eve gelmek, her gün giyinip hazırlanıp gitmek zorunda olmadığın bir işin olmayışına şükretmek. İş kostümünde sınırsız özgürlük, sevdiğin elbiseler, rengarenk çoraplar, keyifle ve mutlulukla kendi çatın altındaki iş gününe hazırlanmaklar...
oh be!
sanki mayıs sabahına uyanmışım gibi,
güne mutlu ve hafif uyandım,
bütün sayfalarımı bir çırpıda çevirebilirim, çıtır çıtır yiyebilirim,
zihnim öyle açık,
öyle, bilgeler kadar huzur dolu ve sakinim
hey ben on kaplan gücündeyim.
Bu arada, evdeki minik ekranım, büyük ekran tv oldu, bir gecede büyüdü, akşama 17 Aralık keyfi var, huzurda olmayı anmak var, özlemek var, kitaplara gömülmek var.
Oh!
keşke her gün tatil olsa
Ama onun sürekli evde olması, akşam yemeklerini beraber planlamak, çoğu zaman hazırlanmasını ona bırakmak, bir adım ötemde olması, meşgul olduğum şeyden başımı kaldırınca, aşık olduğum gülümsemesini görmek... Hiç dışarı çıkmak istememek. Evin bizim için bütün evren oluvermesi, beraberken. Gece gündüz aldırmadan, hangi günde olduğumuzu farketmeden, sakin sakin. Sıradan şeyler yapmak. Kocaman günü, geceyi ardarda paylaşmak. Uzun kahvaltılardan her sabah edebilmek. Salona hoop koca bir yatak oluşturup maaile, kediler ayak parmaklarımızı ısırırken uyuyabilmek.
Şimdi ekrandan kafamı kaldırınca seni görücem gibi geliyor, yine karşımda, o yüzden hiç kaldırmadan akşama dek çalışsam daha iyi...